Status: Single
City: Batikent , Y.mahalle
Country: TR
Signup Date: 3/10/2007
|
|
|
|
Friday, January 22, 2010
 |
http://hotfile.com/dl/25300167/480c6cc/Barni_-_Tekel_ilerine.mp3.html
şarkıyı isterseniz bu linkten indirebilirsiniz...
ve burdan bütün sanatçıları tekel işçileriyle ilgili bişeyler yapmaya davet ediyorum...
Powered by  | | English | | Albanian | | Arabic | | Bulgarian | | Catalan | | Chinese | | Croatian | | Czech | | Danish | | Dutch | | Estonian | | Filipino | | Finnish | | French | | Galician | | German | | Greek | | Hebrew | | Hindi | | Hungarian | | Indonesian | | Italian | | Japanese | | Korean | | Latvian | | Lithuanian | | Maltese | | Norwegian | | Polish | | Portuguese | | Romanian | | Russian | | Serbian | | Slovak | | Slovenian | | Spanish | | Swedish | | Thai | | Turkish | | Ukrainian | | Vietnamese |
|
|
|
|
Sunday, December 27, 2009
 |
Dün, TEKEL işçilerinin MHP ve CHP Genel Merkezlerini ziyaret etme isteklerinin, polis barikatları ile engellenmesinin ardından CHP Genel Başkanı Deniz Baykal sahneye çıkarak, “İşçiler buraya gelemiyorsa, ben onlara giderim” dedi ve polis barikatlarını aşarak Hülya Koçyiğit edalarıyla TEKEL işçilerine koştu... Bir süre Türk-İş Genel Merkezi’nde kalan Baykal, işçilerin attıkları “Başbakan Baykal” sloganları ile coşagelmiş olacak ki, “Şimdi işçilerle birlikte otobüslere binip genel merkeze gideceğiz. İsterseniz engelleyin.” diyerek bu kez de Ulubatlı Hasan edalarıyla işçilerin önüne atıldı ve onları CHP Genel Merkezi’ne sağ salim ulaştırdı. İşçilerin başında cop eskiten, biber gazı ile nefes kesen polislerden çıt çıkamadı. Baykal, devlet “büyükleri” ile görüştü, “açıl susam açıl” dedi ve açıldı bütün kapılar. Eh kolay değil Baykal’a dokunmak. Ne de olsa O, ne DTP milletvekili, ne sokaktaki Kürt çocuğu, ne işini isteyen işçi-memur, ne tarlasını kaybetmemek ve mahsülünden ekmeğini kazanmak isteyen üretci köylü, ne dükkanının kapanmamasını isteyen küçük esnaf, ne atamasının yapılmasını isteyen genç bir öğretmen...
“Baykal bizi de çaya götür”
Yıllardır halkı suya götürüp susuz, çaya götürüp çaysız getiren Baykal bir anda işçi dostu bir zat-ı kamil oluverdi. İşçinin türlü hakkını gaspeden, özelleştirmeleri yerliler alırsa sorun yok diyerek alkışlayan Baykal gitmiş, yerine özelleştirmenin azılı düşmanı, işçinin kara gün dostu Baykal gelivermişti. Doğrusu artık alışılan bir hal almış durumda bu ucubelik, bu riyakarlık, gözlerimizin içine baka baka oynanan bu sahtekarca işçi dostluğu oyunu. Ama “yuh be, bu adamlar yalanda, arsızlıkta kendilerini aşmışlar” demekten de alıkoyamıyor insan kendisini. TEKEL işçileri üzerinden hükümete yüklenmek isteyen, bunu bir rant kapısı olarak değerlendirmek isteyen ve bu nedenle işçi dostu postuna giren yaşlı kurt Baykal, daha dün, CHP’li İzmir Karşıyaka Belediyesi tarafından işten çıkartılan ve bir aylık bir yürüyüşün ardından Ankara’ya ulaşan Kent AŞ işçilerini kapıdan çevirmiş, onlarla görüşmemişti.
Bugün, TEKEL işçilerinin mücadelesini takdir, saygı ve hayranlıkla izlediğini söyleyen Baykal –gerçekten de sadece izliyor-, dün kapısına dayanan Kent AŞ işçilerinin mücadelelerini korku, öfke ve nefretle izliyordu. Neden mi, çünkü o işçileri işten CHP atmıştı...
Bugün TEKEL işçilerinin mücadelesini polis zoruyla bastırmak isteyen AKP hükümetini eleştiren Baykal, 1995-1996’da hükümet ortağı iken bu işçilerin başından asker-polis jopunu eksik etmemişti...
MHP de grev alanında. Ama bu kez kurşunlamak için değil!
TEKEL işçilerinin eylemlerinin MHP tarafından ziyaret edilmesi ise trajikomik tabloyu tamamlar nitelikteydi. Yıllardır işçi, emekçilerin grev çadırlarını kurşunlamak için ziyaret eden MHP, şimdi grev çadırlarına destek ziyaretinde bulunuyordu! Sanırız bu, MHP’nin saldırmadığı ilk işçi direnişi olmasının yanı sıra, MHP tarafından desteklenen ilk işçi eylemi olarak da tarihe geçecek!
Kazanmak için düzen partileri ile saflar ayrıştırılmalı
TEKEL işçilerinin sergiledikleri kararlı direnişleri, bugün ülkemizin birçok yerinde devam eden diğer direniş ve grevlere de moral veriyor. TEKEL işçileri ile dayanışmak için maden işçilerinin iş bırakması, KESK ve diğer emek örgütlerinin, Türk-İş’in her gün yapacağı bir günlük iş bırakma eylemine ve kitlesel basın açıklamalarına destek vereceklerini açıklamaları da bir başka olumluluk. Ankara’nın ayazında biber gazına, joplara, tazyikli suya karşın yerlerinden kıpırdamayan TEKEL işçilerinin bu takdir-e şayan mücadelelerinin, CHP ve MHP gibi düzen partileri tarafından bir oy deposu olarak, hükümeti tuşa getirmenin bir aracı olarak kullanılmak istenmesi ise kaygı verici. TEKEL içisinin, mücadelesini kazanımla sonuçlandırması için, bu çürük yumurtalardan ayrışması, CHP ve MHP'nin de en az AKP kadar işçi-emekçi düşmanı olduğunu görmesi ve safları daha bir netleştirmesi gerekiyor.
Powered by  | | English | | Albanian | | Arabic | | Bulgarian | | Catalan | | Chinese | | Croatian | | Czech | | Danish | | Dutch | | Estonian | | Filipino | | Finnish | | French | | Galician | | German | | Greek | | Hebrew | | Hindi | | Hungarian | | Indonesian | | Italian | | Japanese | | Korean | | Latvian | | Lithuanian | | Maltese | | Norwegian | | Polish | | Portuguese | | Romanian | | Russian | | Serbian | | Slovak | | Slovenian | | Spanish | | Swedish | | Thai | | Turkish | | Ukrainian | | Vietnamese |
|
|
|
|
Sunday, August 30, 2009
 |
Devrimci Müzisyenler Samsun'da basın açıklaması yaptı
Kendilerini devrimci müzisyenler olarak ifade eden bir grup Samsun'da basın açıklaması yaptı. 29 Ağustos'ta saat: 14.00'da bir araya gelen grup Samsun Süleymaniye Geçidinde basın açıklaması gerçekleştirdi. Müziğin metalaştırılmasına karşı para için değil halk için müzik yapacaklarını ifade eden grup alternatif bir müzik kültürünü yaratmak için yola çıktıklarını söylediler.
Basın açıklamasında "Müzik ünlü olmanın bir yolu olmamalıdır. Müzik çok para kazanmanın bir yöntemi olmamalıdır. Müzik çılgınlar gibi eğlenmek değildir. Müzik onların seviyesiz ilişkilerini anlatmaya araç değildir. Müzik yarı-çıplak kadınların teşhirine ve sapık adamların açgözlülüğüne alet olmamalıdır. Müzik konser salonlarından ve devlet konservatuarlarından çıkıp sokaklarla, fabrika önleriyle, varoşlarla buluşmalıdır. Müzik asıl sahibi olan halkla buluşmalı, halkı anlatmalıdır" denildi.
Sendika.Org devrimcimuzisyenler.org
http://www.sendika.org/yazi.php?yazi_no=26340
Powered by  | | English | | Albanian | | Arabic | | Bulgarian | | Catalan | | Chinese | | Croatian | | Czech | | Danish | | Dutch | | Estonian | | Filipino | | Finnish | | French | | Galician | | German | | Greek | | Hebrew | | Hindi | | Hungarian | | Indonesian | | Italian | | Japanese | | Korean | | Latvian | | Lithuanian | | Maltese | | Norwegian | | Polish | | Portuguese | | Romanian | | Russian | | Serbian | | Slovak | | Slovenian | | Spanish | | Swedish | | Thai | | Turkish | | Ukrainian | | Vietnamese |
|
|
|
|
Friday, July 10, 2009
 |
Filistin’de çocuk olmak
Çocuk olmamaktır
Makinelere karşı yüreğiyle çarpışıp
Korkular içinde korkusuz olmaktır
Filistin’de çocuk olmak
Genç ölebilmektir kahramanca
Filistin’de çocuk olmak
Çabuk büyümektir kısaca
Yürümeden koşabilmek
Çığlık atarak susmaktır
Filistin’de çocuk olmak
Kavgalara kefil olmaktır
Acılara abone olup
Cehennemi dünyada yaşamaktır
Filistin’de çocuk olmak
Doğuştan sevdalı olmaktır yurduna
Oyuncakları tanımadan daha
Öğretmen olmaktır yaşıtlarına
Filistin’de çocuk olmak
Destan olmaktır yarınlara
Filistin’de çocuk olmak
Güneş olmaktır karanlıklara…
Powered by  | | English | | Albanian | | Arabic | | Bulgarian | | Catalan | | Chinese | | Croatian | | Czech | | Danish | | Dutch | | Estonian | | Filipino | | Finnish | | French | | Galician | | German | | Greek | | Hebrew | | Hindi | | Hungarian | | Indonesian | | Italian | | Japanese | | Korean | | Latvian | | Lithuanian | | Maltese | | Norwegian | | Polish | | Portuguese | | Romanian | | Russian | | Serbian | | Slovak | | Slovenian | | Spanish | | Swedish | | Thai | | Turkish | | Ukrainian | | Vietnamese |
|
|
|
|
Thursday, July 02, 2009
 |
Bütün Bir Ülkeyle
Onurumu devletin dehşetinden koruyabilmek için sevdim seni Yoksulluğun, dizleri üstüne yıktığı bir halkı başımın üstünde tutabilmek Ölüm orucundaki çocukların mumdan gövdelerine bir gün daha ömür olabilmek için Ağzıma kadar yükselen zifosa karşı kalbimle arınabilmek için sevdim.
Üç bin kürt köyünün gözleri kocaman sürgününe bir adım dönüş olabilmek için Canın kirpiklerinde bir göğse gömülmek hiçbir paranın harcı değil, demek Gözleri camlarda paramparça çocukların gelecek düşlerini korumak için Aşksız yaşamasız onca kadın odalarda gövdelerindeki son ışığı söndürmesin için sevdim.
Sevişirken binlerce başka sesle kıvranıyorsam sevgilim, seni bütün bir ülkeyle sevdiğim için…
Şükrü Erbaş
Powered by  | | English | | Albanian | | Arabic | | Bulgarian | | Catalan | | Chinese | | Croatian | | Czech | | Danish | | Dutch | | Estonian | | Filipino | | Finnish | | French | | Galician | | German | | Greek | | Hebrew | | Hindi | | Hungarian | | Indonesian | | Italian | | Japanese | | Korean | | Latvian | | Lithuanian | | Maltese | | Norwegian | | Polish | | Portuguese | | Romanian | | Russian | | Serbian | | Slovak | | Slovenian | | Spanish | | Swedish | | Thai | | Turkish | | Ukrainian | | Vietnamese |
|
|
|
|
Monday, April 27, 2009
 |
O görüntüleri izlediniz mi?
Geniş bir kırlıkta, elli altmış
çocuk “gösteri” yapıyorlarmış, “ağır teçhizatla” olay yerine gelen Özel
Harekâtçı polislere taş atıyorlarmış.
Oraya hiç polis gitmese ne olacak?
Çocuklar biraz bağırıp dağılacaklar.
On üç on dört yaşında çocuklar bunlar, “gösteri” yaptıkları yer koca bir kırlık.
Yok, olmaz, Kürt çocukları gösteri yapamaz, kırlarda bağıramaz.
Polisler tazyikli suyla, ellerinde tüfeklerle çocuklara saldırıyorlar.
Polislerden biri, on dört yaşındaki çelimsiz bir oğlanı yakalıyor, yere yıkıyor...
Ve başlıyor başına dipçikle vurmaya.
Öldüresiye vuruyor.
Hiçbir neden yok vurması için.
İçindeki nefrete hâkim olamadığından vahşice dipçikliyor küçük oğlanı.
Sonra bir başka polis de çocuğu döveni tebrik ediyor.
Bunlar öyle bir polisin, iki polisin vahşeti değil.
Güneydoğu’da devlet böyle.
Bir halka karşı böyle bir nefret, böyle bir kin, öfke duyan bir devlet orayı nasıl yönetecek?
Ayrıca da neden yönetsin?
Neden Türkiye, böylesine nefret ettiği bir halkı yönetmek için dirensin?
Onları,
küçük çocuklarını bile yerlere yıkıp dipçikleyecek, kafatasını
çatlatacak kadar “düşman” görüyorsanız, orada kalamazsınız.
O sahneleri seyreden herkes bir Filistinlinin kolunu taşla ezip kıran İsrail askerlerini hatırladı.
Hindistan’da, göstericileri soğukkanlı bir şekilde makinelilerle tarayan İngilizleri hatırladı.
Bu devlet “Kürtleri” kendinden görmüyor.
Onun için bir “işgal gücü” gibi davranıyor orada.
İnsanları öldürüp kuyulara atıyor, köyleri yakıyor, çocukları hapishanelere dolduruyor.
Barışa en yakın olduğumuz “sakin” zamanlarda ise yerlere yıkıp kafasını dipçikle ezmeye kalkıyor.
Bu son olayı, kameralar orada olduğu için görebildik.
Kameraların önünde bile böyle davranıyorlar. Bir de kameraların olmadığı dağ köylerini, mezraları, ıssız sokakları düşünün, oralarda kim bilir neler yapıyorlar.
Size böyle davransalar, sizin çocuklarınızın kafalarına dipçikle vursalar, ne yapardınız?
Kim koruyacak o insanları?
Anlıyor musunuz bu savaş neden yirmi beş yıldır sürüyor?
Anlıyor musunuz öleceklerini bile bile o Kürt çocukları neden dağlara çıkıyor?
Çıkarlar.
Ne yapsınlar?
Canlarını, namuslarını, çocuklarını korumak için onlara bir imkân tanımazsanız ne yapsınlar, kime güvensinler, neye sığınsınlar?
Dağlara gidiyorlar onlar da.
“PKK terör örgütü” diye yazıyor gazeteler, politikacılar böyle söylüyor.
Ben de dahil birçok insan “PKK artık savaşı bitirsin” diyor.
“PKK terör örgütü” demek kolay.
İnsanları enselerinden vuran JİTEM ne peki?
Çocukların kafalarını dipçikle ezen Özel Harekât ne peki?
Yaptıkları “terör” değil mi bunların?
Sen bir halka, çoluk çocuk demeden terör uygularsan, o halk ne yapacak?
Nasıl koruyacak bu insanlar kendilerini?
Bana bunu söyleyin...
Bana bu insanların çocuklarını nasıl koruyacaklarını söyleyin.
Bir
halkı toptan düşman bellersen, köylerini yakar, kadınlarına hakaret
eder, adamlarını hapse atar, çocuklarının kafasını dipçiklersen, o halk
dağa çıkar.
Çıktı da...
Ondan sonra yıllarca savaşır daha fazla insanın ölmesine neden olursun.
O
görüntüleri, o korkunç vahşeti, o vahşetten polislerin duydukları
memnuniyeti televizyonda izledikten sonra bu devletin oraları
yönetemeyeceğini düşündüm, ayrıca yönetmeye hakkı olmadığını da.
Oralara gidip “ben senin devletinim” diyorsun, bu mu onların devleti olmak?
Yüzde
doksanı Kürt olan şehirlerde, silahlı askerleri “Türklüğe” vurgu
yaparak, onlara “sizi silahla ezeriz” mesajı vererek yürütmek mi
onların devleti olmak?
Ne istiyor bu devlet?
Savaş mı? Barış mı?
Bütün bir halka zulmederek savaşı kazanamazsınız, tarih boyunca kimse kazanamadı.
Ordulara karşı savaş kazanılabilir ama halklara karşı savaş kazanılamaz.
Barış mı istiyorsunuz?
Çocukların kafasını dipçikleyerek “barış” olmaz.
Zalimler ne savaşı kazanabilir, ne de barışı...
O çocuğun kafasına dipçikle nasıl vurduklarını gördüm ben...
O topraklar senin olsa ne olur, senin olmasa ne olur.
O topraklar senin olabilir ama o halk senin değil.
Çocuğunu dipçiklediğin halk ne senin olur, ne seninle olur.
Oraların
kırlarında çocuklar vurulmadan, dövülmeden, dipçiklenmeden
koşabildiklerinde, gülebildiklerinde, oynayabildiklerinde orası, bunu
kim sağladıysa onun olur.
O zaman da o toprakların yüzlerce
yıldan bu yana bilinen adını bile söylemekten korkmaz, yürek
rahatlığıyla Kürdistan der, oturur o çocuklarla bir şarkı söyler, Ahmet
Arif’ten bir şiir okursun.
Ahmet ALTAN
Powered by  | | English | | Albanian | | Arabic | | Bulgarian | | Catalan | | Chinese | | Croatian | | Czech | | Danish | | Dutch | | Estonian | | Filipino | | Finnish | | French | | Galician | | German | | Greek | | Hebrew | | Hindi | | Hungarian | | Indonesian | | Italian | | Japanese | | Korean | | Latvian | | Lithuanian | | Maltese | | Norwegian | | Polish | | Portuguese | | Romanian | | Russian | | Serbian | | Slovak | | Slovenian | | Spanish | | Swedish | | Thai | | Turkish | | Ukrainian | | Vietnamese |
|
|
|
|
Monday, April 20, 2009
 |
arkadaşlar bütün ilerici taleplerimizi 1 mayısta alanlarda dile getirelim... barnaskosar@windowslive.com ekleyin 1 mayısı beraber kutlayalım...
Powered by  | | English | | Albanian | | Arabic | | Bulgarian | | Catalan | | Chinese | | Croatian | | Czech | | Danish | | Dutch | | Estonian | | Filipino | | Finnish | | French | | Galician | | German | | Greek | | Hebrew | | Hindi | | Hungarian | | Indonesian | | Italian | | Japanese | | Korean | | Latvian | | Lithuanian | | Maltese | | Norwegian | | Polish | | Portuguese | | Romanian | | Russian | | Serbian | | Slovak | | Slovenian | | Spanish | | Swedish | | Thai | | Turkish | | Ukrainian | | Vietnamese |
|
|
|
|
Monday, December 29, 2008
 |
Powered by  | | English | | Albanian | | Arabic | | Bulgarian | | Catalan | | Chinese | | Croatian | | Czech | | Danish | | Dutch | | Estonian | | Filipino | | Finnish | | French | | Galician | | German | | Greek | | Hebrew | | Hindi | | Hungarian | | Indonesian | | Italian | | Japanese | | Korean | | Latvian | | Lithuanian | | Maltese | | Norwegian | | Polish | | Portuguese | | Romanian | | Russian | | Serbian | | Slovak | | Slovenian | | Spanish | | Swedish | | Thai | | Turkish | | Ukrainian | | Vietnamese |
|
|
|
|
Thursday, November 27, 2008
 |
..TR>
| Grev, işgal, direniş |
|
.. -->foto kısmı başladı-->
.. -->foto kısmı bitti-->
BURSA (26.11.2008)- Birleşik Metal-İş üyesi 400 Prysmian işçileri, 25 Kasım'da fabrikaya kapandı, işgal etti. Metal işçileri, grup toplu iş sözleşmesinde patronların dayatmalarını kabul etmeyeceklerini haykırdı.
Bursa'da Birleşik Metal-İş üyesi Prysmian işçileri, dün 08.00-16.00 vardiyasında fabrikayı işgal etti. İşgal haberinin havzada yayılmasının ardından, Birleşik Metal'in örgütlü olduğu diğer fabrikalardan işçiler, Prysmian'a yürüdü. Gramer, SCM ve Aszil Çelik işçileri, kardeşlerine, yaptıkları yürüyüş ile destek verdi.
Birleşik Metal-İş Sendikası Bursa Şube Başkanı Ayhan Ekinci, fabrika önünde bir açıklama yaptı. Ekinci, metal patronlarının dayatmaları nedeniyle toplu iş sözleşmesi görüşmelerinin greve doğru gittiğini işaret etti. Ekinci "Esnek çalışma maddelerini kesinlikle kabul etmiyoruz. Grev pankartlarımızı ve hazırlıklarımızı tamamlayacağız" diye konuştu.
İşçiler sık sık, "Geliyor, geliyor, grev geliyor", "Krizin faturası patronlara", "Gemileri yaktık geliyoruz" sloganlarını attı.
Fırsatçılara sessiz kalmayacağız
Birleşik Metal-İş Genel Yönetim Kurulu da bugün yaptığı yazılı açıklamada metal patronlarının tekliflerinin işçilerinin çalışma ve yaşam koşullarını dikkate almadığını, aksine daha da ağırlaştırmayı hedeflediğini belirtti.
Açıklamada "MESS'in hiçbir adım atmaması üzerine şimdi yeni şeyler söylemek ve yapmak zamanıdır diyoruz. MESS bugüne kadarki hak tanımaz ve uzlaşmaz tavrını sürdürdüğü müddetçe, metal işçileri eylemlerini çeşitlendirerek sürdürecektir. Bugüne kadar karlarının ana kaynağı olan metal işçilerini hiçe sayan, kriz bahanesiyle açıkladıkları kar rekorlarını inkar ederek, faturayı işçilerin üzerine yıkmaya çalışan bu fırsatçı anlayış karşısında sessiz kalmayacağımızı, Prysmian'daki üyelerimizle birlikte bir kez daha kamuoyuna ilan ediyoruz." diye belirtildi.
Meclis her sabah sekizde Cebeci Kampüsü Yurt Yemekhanesinde toplanıyor işçilerin alanlara dağılımı, gün içerisinde neler yapılacağı, rektörlüğün ve iş verenin hamlelerine karşı alınacak önlemler, mücadelenin seyri, kısacası her şey orada planlanıyordu. Yurt yemekhanesi, işçilerin de dediği gibi, bir karargaha dönüşmüştü. Günlük işlerinde hiyerarşiye tabi olan işçiler (aşçıbaşılar, aşçı yamakları, garsonlar, tabakçılar) mücadele içerisinde hiyerarşiyi ortadan kaldırdılar. Omuz omuza mücadele verirken herkes birbirinin söz hakkına saygı duyuyor, karar sürecine herkes eşitçe katılıyordu. Ankara Üniversitesi yemekhanelerinin taşeron şirketi TADAL üniversitede çalışan beş işçiyi aynı şirkete ait başka iş yerlerine göndermek istedi. Bunun üzerine işçiler gönderildikleri yerde değil çalıştıkları alanlarda işe devam ederek direnince işten çıkarıldılar. İlk olarak 26 Eylül'de Ankara Üniversitesi'nin Cebeci Kampüsünde boykot başladı. Bayram tatili arkasından boykot, Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi, Tandoğan Kampüsü, Morfoloji Kampüsü ve Ziraat Fakültesine de sıçradı. Fakat Ziraat Fakültesinde işi sırtlayacak sol görüşlü öğrencilerin azlığından, bununla beraber polis baskısından boykot yapılamadı. Boykotun ikinci gününde, işçiler taleplerini kabul ettirebilmek için üretimi durdurdular. Boykot yerini greve bıraktı, üretimden gelen gücünü keşfeden işçilerde grev büyük bir bilinç sıçramasına yol açtı.
Ankara Üniversitesi Meclisi Kuruluyor
Grevin ve boykotun gidişini kontrol etmek, karar almak, örgütlü mücadeleyi sağlamak üzere işçilerin, devrimci öğrencilerin, akademik personelin, DİSK'e bağlı OLEYİS sendikasının temsilcilerinin olduğu ANKARA ÜNİVERSİTESİ MECLİSİ oluşturuldu. Meclis her sabah sekizde Cebeci Kampüsü Yurt Yemekhanesinde toplanıyor işçilerin alanlara dağılımı, gün içerisinde neler yapılacağı, rektörlüğün ve iş verenin hamlelerine karşı alınacak önlemler, mücadelenin seyri, kısacası her şey orada planlanıyordu. Yurt yemekhanesi, işçilerin de dediği gibi, bir karargaha dönüşmüştü. Günlük işlerinde hiyerarşiye tabi olan işçiler (aşçıbaşılar, aşçı yamakları, garsonlar, tabakçılar) mücadele içerisinde hiyerarşiyi ortadan kaldırdılar. Omuz omuza mücadele verirken herkes birbirinin söz hakkına saygı duyuyor, karar sürecine herkes eşitçe katılıyordu.
Okullarda boykot masası açan işçiler; yemekhanelerin kapalı olması nedeniyle öğrencilerin mağduriyetini azaltmak ve dayanışmak için kumanya dağıttılar. Öğrencilerle konuştular, destek istediler, bildiri yazıp dağıttılar, hep beraber grev halayları çekildi. Şenlik havasında bir grev ve boykot vardı.
Grevin Talepleri Neydi?
•· Taşeron şirket TADAL'ın çıkardığı işçileri geri alması, bu süre zarfında oluşan kayıplarının telafi edilmesi
•· Sürgünlere son verilmesi, herkesin düzenli olarak kendi alanında çalışması
•· Kötü muamele yapan yöneticilerin sürülmesi
•· 2 aydır alamadıkları maaşlarının yatırılması
•· Mesai ücreti alınması
•· Sağlıksız gıda alımının ve üretiminin durdurulması.
Kısacası insanca çalışma koşulları isteniyordu. Ve bunu almaya, kazanmaya kararlıydılar. Bu uğurda iki haftayı aşkın süre yürüttükleri örgütlü mücadele ışığında zaferin gelmesi pek geç olmadı. 13 Ekim günü rektörlükle ve taşeron TADAL ile görüşüldü, işçilerin tüm talepleri kabul edildi ve grev sona erdi.
Grevden çıkan dersler
Grevin bu kadar çabuk başarıya ulaşmasında, bir çok öncü işçinin tüm kritik anlarda doğru karar vermelerinde pay sahibi olan bir devrimci yapı ile güvene dayalı bir ilişki kurmuş olmaları da son derece büyük rol oynamıştır.
İşçiler örgütlü mücadele verdikçe karşılarında kimsenin duramayacağını; patronların örgütlü mücadele karşısında ne kadar güçsüz olduklarını; devrimcilerin, gençlerin, işçilerin, sendikaların el ele verdiği zaman zaferin hiç de uzak olmadığını Akara Üniversitesi yemekhanesinde yaşanan mücadele ile bir kez daha deneyimledik. 18 Ekim tarihinde Ankara'da gerçekleştirilen yoksulluğa, yolsuzluğa, zamlara dur demek için, sendikaların ve odaların çağrısıyla yapılan mitinge işçiler, TADAL İŞÇİSİ DİRENİŞİN SİMGESİ-Ankara Üniversitesi Meclisi pankartı ile katıldılar. Yürüyüş boyunca sık sık BÜTÜN DÜNYANIN İŞÇİLERİ BİRLEŞİN sloganını attılar. Bu slogan işçilerin mücadele içerisinde yaşadıkları bilinç sıçramasını özetleyen bir slogan olması sebebiyle büyük önem taşıyor. TADAL işçileri artık salt kendi mücadeleleri ile uğraşmıyor dünya işçilerine bir çağrıda bulunuyorlardı.
BÜTÜN DÜNYANIN İŞÇİLERİ BİRLEŞİN!
BİRLEŞEN İŞÇİLER YENİLMEZLER!
TADAL İŞÇİSİ DİRENİŞİN SİMGESİ!
| ..TABLE>
Powered by  | | English | | Albanian | | Arabic | | Bulgarian | | Catalan | | Chinese | | Croatian | | Czech | | Danish | | Dutch | | Estonian | | Filipino | | Finnish | | French | | Galician | | German | | Greek | | Hebrew | | Hindi | | Hungarian | | Indonesian | | Italian | | Japanese | | Korean | | Latvian | | Lithuanian | | Maltese | | Norwegian | | Polish | | Portuguese | | Romanian | | Russian | | Serbian | | Slovak | | Slovenian | | Spanish | | Swedish | | Thai | | Turkish | | Ukrainian | | Vietnamese |
|
|
|
Thursday, October 30, 2008
 |
ARKADAŞLAR LÜTFEN BU YAZIYI DİKKATLİCE OKUYUN
17 Nisan 1995 Ahmet Altan
ATATÜRK KÜRT OLSAYDI
Mustafa Kemal, Selanik'te değil de Musul'da doğmuş bir Osmanlı paşası olsaydı, Kurtuluş Savaşı'nı Türklerle ve Kürtlerle birlikte gerçekleştirdikten sonra kurulmasına önayak olduğu cumhuriyetin adını "Kürdiye Cumhuriyeti" koysaydı, kendisi de Meclis kararıyla "Atakürt" adını alsaydı...
Kürdiye Cumhuriyeti'nin bütün vatandaşlarına "Kürt" deneceği için hepimiz "Kürt" sayılsaydık, Taksim'e, Kadıköy'e, Kızılay Meydanı'na, Kordon'a "Ne mutlu Kürdüm diyene" pankartları asılsaydı...
"Kürdiye'de" Türk olmadığı, herkesin aslında Kürt olduğu söylenseydi, kendilerini Türk sananların aslında "deniz Kürdü" oldukları iddia edilseydi...
Kürtlerin "yedi bin yıllık" bir tarihi bulunduğunu, Anadolu'nun esas sahiplerinin Kürtler olduğunu, Moğolların, Hunların, Etrüsklerin aslında Kürtlerin atası sayıldığını, Osmanlıdaki Kürt paşalarının kahramanlıklarını derslerde okusaydık.
Teoman, Cengiz, Atilla, Osman gibi isimler almamız yasaklansaydı, Berfin, Beruj, Tiruj, Nevruz gibi isimler almak zorunda kalsaydık...
Türkçe televizyon kurulması yasak edilseydi, bütün televizyon yayınları Kürtçe yapılsaydı...
Romanlarımızı, hikayelerimizi, şiirlerimizi Kürtçe yazmak zorunda kalsaydık, yalnızca Kürt şarkıları dinleseydik, gazetelerimizi Kürtçe çıkarsaydık...
Okullarımızda yalnız Kürtçe okutulsaydı ve Türkçe okutulması yasaklansaydı...
"Biz Türküz, bizim bir tarihimiz, bir dilimiz var" dediğimizde sorgusuz sualsiz hapislere atılsaydık.
İstanbul'da, Ankara'da, İzmir'de, Bursa'da, Edirne'de polis sürekli olarak bizi izleseydi, "özel timler" bizim "Kürdiye Cumhuriyeti'ni" parçalamak isteyen "ayrılıkçılar olmamızdan" kuşkulanıp hepimize sürekli "suçlu" muamelesi yapsaydı, sırf Türk olduğumuz için hakaretlere uğrasaydık.
12 Eylül darbesinden sonra bütün batı bölgesindekiler hapishanelere doldurulsa, inanılmaz işkencelerden geçirilse, boğazlarına kadar çamurların içine battıkları hücrelere konsa, tazyikli sularla iç organları perişan edilse, azgın köpeklerle bacakları parçalansaydı...
Evlerimiz basılsa, ayrılıkçı "Türk teröristlere" yardım ettiğimiz iddialarıyla apartmanlarımız yakılsa, biz evimizden bir eşya bile alamadan çıkarılıp, Diyarbakır'a, Hakkari'ye sürgüne gönderilerek, çadırlarda yaşamak zorunda bırakılsaydık...
Biz Türkler buna razı olur muyduk, "işte hepiniz Kürdiye Cumhuriyeti'nin vatandaşı olarak birer Kürtsünüz, ayrıca Türklük diye niye tutturuyorsunuz, isterseniz başbakan bile olabilirsiniz" sözlerini bir hakkaniyet işareti olarak kabul eder miydik?
Yoksa, Türk kimliğimizin, dilimizin, kültürümüzün, bu ülkenin "eşit" vatandaşları olarak kabul edilmesinde ısrarcı mı olurduk?
Bu ülkenin Türk ve Kürt vatandaşları var ve tarih "Türk" çizgisinden yürümüş, bugün bizim "Türk" olarak kabul edemeyeceklerimizi Kürtlerin kabul etmesini istemişiz, bu yersiz istek sonunda patlamış, ülke önce teröre arkasından bir iç savaşa yuvarlanmış.
Türkiye'nin bu kanlı karmaşadan "demokrasiyle" ve Kürt vatandaşların "kimliklerinin" kabulüyle kurtulacağına inanan insanlar, bu düşüncelerini dile getirdiklerinde, bizim yöneticilerle taraftarları hep aynı soruyu soruyor:
- Nedir demokratik çözüm, nedir Kürt kimliği?
Biz Türkler, bir "Kürdiye Cumhuriyeti'nde" yaşasaydık ne isteyeceksek, bu isteklerin bugün Kürtler tarafından dile getirilmesini kabul etmektir demokrasi.
Kendimiz için isteyeceğimizi, bizimle eşit oldugunu kabul ettiğimiz insanlara vermemek için bu kadar kan dökmeye, ülkeyi bir çıkmaza sürüklemeye değer mi?
Değmez diyenler "demokrasi" istiyor işte.
Demokrasiyi getirmek çok mu zor zanaat?
Powered by  | | English | | Albanian | | Arabic | | Bulgarian | | Catalan | | Chinese | | Croatian | | Czech | | Danish | | Dutch | | Estonian | | Filipino | | Finnish | | French | | Galician | | German | | Greek | | Hebrew | | Hindi | | Hungarian | | Indonesian | | Italian | | Japanese | | Korean | | Latvian | | Lithuanian | | Maltese | | Norwegian | | Polish | | Portuguese | | Romanian | | Russian | | Serbian | | Slovak | | Slovenian | | Spanish | | Swedish | | Thai | | Turkish | | Ukrainian | | Vietnamese |
|
|
|
|
|