MySpace


TUNALIM

Mehmet Tunabas


Last Updated: 12/9/2009

Send Message
Instant Message
Email to a Friend
Subscribe

Gender: Male
Status: Married
Age: 59
Sign: Pisces

City: Biga
State: Çanakkale
Country: TR
Signup Date: 8/15/2007

My Subscriptions

Blog Archive
[Older      Newer]
 /  / 
Monday, December 14, 2009 

Current mood:  vexed


 

Tokat’ta 7 şehit yüreğimizi dağladı. Üstüne Molotof kokteyl atılan serap kızımız hakkın rahmetine kavuştu, askerlerimizle aynı gün şehit oldular. Özellikle “hükümetin sesi” konumuna gelen TRT başta olmak üzere, hükümetin borazanı olan diğer televizyon kanalları, henüz şehit’lerin naaşı yerdeyken panik ve suçluluk içerisinde açılımı kurtarmaya, PKK’yı aklamaya çalışıyorlar.
Ağız birliği içerisinde “Açılım sabote edildi” diyorlar. Ahmet Türk de aynı şeyi söyledi, Başbakan, Hükümet sözcüsü Cemil Çicek de, TRT ve diğer tüm açılımcı kanallar da...
Şehitlere ve şehirlerde olan kargaşalara rağmen “Durmak yok açılıma devam”. Yani bu yedi askerimizi öldüren caniler dışarı çıkıp, Habur’dan giriş yaptığı takdirde bunlar da affedilecek, çünkü açılım bu.
Kırmızı halılarla karşılanan teröristlerin bu saldırıyı yapmadığı ne malum? Adamlar terör elbiseleriyle geldiler, pişmanım demediler, hergün olayların içindeler...
Yani benim kişisel düşüncem bu, bağımlı olmadığım için açılımcılar gibi düşünmüyorum. PKK’yı temize çıkaramıyorum. Onlar gündüz taş atarlar gece kurşun, gündüz mitinglerde boy gösterirler, APO sloganları atarlar, gece yol keserler, gündüz düz ovada siyaset yaparlar, gece dağda kamp kurarlar, gündüz şehirlerde gece Kandil’de...
Açılımcılar PKK’yı bile solladılar hainlikte, adeta hepsi ovalı terörist çünkü PKK’nın eylemlerini dahi örterek imalı iftiralarda bulunuyorlar.
Teröristi affetmek dışında ne olduğunu bilmediğimiz açılım furyasını Başkan Obama, hükümet, Barzani, DTP övüyor. Yani nasıl yolda olduklarını bu tabloya bakarak bile anlamak mümkün.
Bülent Arınç neden sus pus? Neden ağlaması gelmez?
Diyarbakır’a gidip “ceylanıma nasıl kıydınız” deyip ağlamıştı ya.
Bekledim serap kızımızın cenazesine katılır belki ağlar diye. Olmadı yedi ceylanımızın cenazesinde ağlar diye düşündüm ama nafile “ne Arınç kalmış ortada ne gözyaşı”, boşuna beklemişim.
Diyarbakır’da PKK mayınıyla ölen Ceylan kızımızın failleri hakkında, PKK değil de askerin tatbikat hatası olduğu iftirası olunca Bülent abi ağlıyor. PKK öldürünce ortalıkta gözükmüyor. Ahmet Türk’ün derdiyle dertleniyor, o üzülünce Bülent abi de özlüyor.
Ne aşk Allah’ım. İnsanın bu dünyada böyle bir seveninin, yoldaşının, arkadaşının, meclisdaşının olması ne güzel, hem de bu kişi Başbakan Yardımcısı ise “başına devlet kuşu”, yok yok, AKP kuşu kondu demektir.
Şimdi de model ortaklık...
Başbakan’ı Obama çağırdı. Yarım saat planlanan görüşme iki saat sürdü, kameralar önünde duyduklarımız bize yeter, kamera arkasını bilen yok zaten. Stratejik ortaklık bitmiş çok şükür bunu öğrendik. Ama sevincimiz kursağımızda kaldı şimdi model ortaklık devrede. Ne kanaatkar, itaatkar bir iktidar, ne verseler razı. Hangi görevi verseler itiraz yok ve üstesinden geliyor evvelallah.
“Model Ortaklık” nedir deyip düşünmeyin! yakında “ılımlı İslamcılar” anlatır hepimize. Hem kötü bir şey olsa,  Başbakanımız “One minute” derdi zaten(!)
“ABD’siz olmaz”, ona iman edenler böyle diyor. ABD kötü olsaydı(!) Hocaefendi hiç orda oturur muydu?

Y.Karaca--TUNALIM...
Wednesday, December 09, 2009 

Current mood:  nerdy

 

Prof. Dr. Haydar Baş gerçek bir dâvâ adamıdır. Dâvâsı, her zaman Hak ve millet adına olmuştur. Hayatının, davasına paralel olarak hep çile ve sıkıntılarla geçtiğine de şahit olmuşuzdur. O, kendini milletine adadıkça, anlamakta güçlük çektiğimiz kişiler ve kurumlar tarafından sürekli sıkıntılara uğratılmış, asılsız iftira ve karalama kampanyalarına maruz kalmıştır…

Fikir ve kanaat önderi olma şahsiyetinden dolayı; sıklıkla, çeşitli mahkemelerde sorgulanma safhaları yaşamıştır. O, her zaman baba tavrı sergilemiş, kuşatıcı ve affedici tavırlardan hiçbir zaman vaz geçmemiştir. Ona yapılan kötü muamelelere rağmen O, ne devlete, ne millete, küsmemiştir…

O, kendine yapılmaya çalışılan haksızlıklara karşı sadece hukuki mücadeleler vermiş, asla bu kurum ve kuruluşlar hakkında ima yollu dahi kötü ifadeler kullanmamıştır. Hatta bizler, bazen yapılan haksızlıklara dayanamayıp kurumlara sitem ettiğimiz zaman bile bize müsaade etmemiştir. “Bir milletin ayakta durabilmesi için güçlü aile, güçlü ordu, güçlü devlet yapısı olmalıdır. Hiç kimsenin bu gücü yıpratmaya yönelik hareketlerde bulunmasını istemiyorum. Her ne kadar yanlış yaparlarsa yapsınlar biz hukukun üstünlüğüne ve Hakka inanıyoruz, er ve de geç hak tecelli edecektir.” Diyerek bizlere nasihat eder.

En sıkıntılı ve çileli dönemlerinde bile O, Hazreti Musa dönemindeki bir hadiseyi anlattır ve “Ben hazreti Musa dönemindeki anayım” der…

Hazreti Musa (as) zamanında bir çocuğa, iki kadın analık iddiasında bulunur. Hazreti Musa’ya gelinir ve durum izah edilir. Hazreti Musa hemen orta yere bir ateş yakılmasını emreder. İki kadına sorar “bu çocuk kimin?” Her iki kadın da “bu çocuk benim” iddiasında bulunur. O zaman Hazreti Musa “atın bu çocuğu ateşe” emrini verir. O sırada kadınların biri haykırarak; “Ya Musa, bu çocuk benim değil” der. Hazreti Musa “ben öğreneceğimi öğrendim. Bu çocuğun gerçek annesi; “bu çocuk benim değil” diyen kadındır. Çünkü evladının yanmaktansa başkasının evladı olarak kalmasına gönlü razı olmuştur. Bu tavrı da ancak gerçek ana ortaya koyar” ifadesini kullanır ve çocuğu gerçek annesine teslim eder.

İşte Sayın Baş’ın, engin feraset ve merhametinin bir göstergesi olarak devleti, milleti ve orduyu sahiplenmesinin gerçek nedeni… (((PROF. DR. HAYDAR BAŞ ETRAFINDA ESTİRİLEN FİTNELER)))


Sayın Baş, dün ve bugün yaşadığı her sıkıntıyı Yüce Allah’ın imtihanı vesilesi olarak gördü ve fakat haklı mücadelesinden sapmadan Hakka ve halka hizmeti ibadet bildi.


Bu çileli hayatın sıkıntıları zaman zaman artarak devam etmiştir. Çileli dönemlerden biri de Onun, Dinler arası diyalog faaliyetlerinin karşısına çıkma dönemine rastlar…


O, Dinler arası diyalogun Müslüman’ın itikadında asla olmayan bir düşünce olduğunu ve bu faaliyetlerin “milli ve dini bütünlüğümüzü” yıkmaya yönelik haçlı batının oyunu olduğunu ilmi bir bakış açısıyla haber verince, diyalogun yerli ve yabancı taşeronları Onun sesini kesmek için olmaz türlü iftira ve karalama kampanyalarını artırdılar. Ama gerek O, gerek yakın arkadaşları, Dinler arası diyalog projesi mademki uluslar arası nitelik taşımaktadır ve arkasında ABD ve Vatikan vardır, o zaman kimleri karşılarına aldıklarını çok iyi bilmekteydiler.

Sayın Baş, ne zaman Bağımsız Türkiye Partisini kurduysa ve Genel Başkanı olsuysa, Onun etrafında estirilen iftira ve karalama kampanyaları daha da hız kazandı. Onun en mahrem aile meselelerinden tutun da yazdığı kitaplara, aldığı ilmi unvanlara varıncaya kadar, tartışma konusu yapıldı...

Sayın Baş’ın ortaya koyduğu “Milli Ekonomi Modeli” ve “Sosyal Devlet Milli Devlet” projeleriyle “dini ve milli bütünlüğümüzü” savunduğunu görenler, (aslında dinimize ve vatanımıza kast edenler) Sayın Baş’ı hedef tahtasına oturttular. Sayın Baş ve yakın arkadaşlarına ait olan ne kadar kurum ve işletme varsa hepsi yakın takibe alınarak adeta linç girişimlerinde bulundular. Bütün haksız uygulamalara rağmen Sayın Baş ve arkadaşları, hukuk dışı hiçbir hareket sergilemediler.

Diyalog safsatasına ve küresel güçlere taşeronluk edenler, hedeflerine varmak için ne gerekiyorsa yapmaktan kaçınmadıklar.


Milletin kafasına öyle bir fitne yaydılar ki her yerde devlet ve milleti birbirine düşürmeye çalıştılar. Askerle sivil çatışmasını sağlamak için akla hayale gelmez fitne rüzgârları estirmeye çalıştılar. Ancak, hukuk insanı, bilge adam, vatana sevdalı, bayrak aşığı Sayın Prof. Dr. Haydar Baş, her zaman ve mekânda özünden, kimliğinden taviz vermemiş, milli bütünlüğün tesisi için daima azim ve kararlılıkla yürümesini bilmiştir.TUNALIM...
Wednesday, December 02, 2009 

Current mood:  bored
Aziz milletimiz,

Özellikle son günlerde bazı çevreler tarafından Genel Başkanımız Prof. Dr.  Haydar BAŞ’la ilgili bazı dedikodu ve iftiralar yapılmaya çalışılmaktadır. Halkın arasına da yayılmaya çalışılan bu nifak ve fitne tohumlarının belirli basın organlarında yer alması düşündürücüdür.

Dıştan güdülmeyi varlık sebebi sayarak devleti ve milleti içten teslim almaya çalışan, bu sebeple de devlet kurumlarını, orduyu ve milleti birbirine düşüren bu odakların, devlete, millete ve hukuka sahip çıkmış Genel Başkanımızı hedef tahtasına oturtma gayretlerini anlamak hiç de zor değildir.

Aynı güçler, devletin ve milletin istikbalinin teminatı olan bu hareketi baltalamak, Genel Başkanımızın itibarını zedelemek ve onun hizmetlerini milletin gözünden saklamak için ortaya koyduğu hizmeti illegal göstermeye çalışmaktadırlar. Hemen belirtelim ki asıl illegallik bu menfur zihniyet ve onların ortaya koyduğu fitne hareketleridir. Bu asılsız ve mesnetsiz saldırılar yüce milletimiz tarafından ibretle izlenmekte olup mutlaka mahkûm edilecektir. Ayrıca bu sürece Prof. Dr. Haydar BAŞ Beyin ismini geçirerek bulaştırmaya çalışanlar hukukun en temel ilkelerini çiğnedikleri gibi yargıyı da yanlış yönlendirme hesabı içindedirler.

Söz konusu haksız saldırılar devlet ve millet adına değil, kendini devlet ve millet yerine koyan yerli işbirlikçiler tarafından yapılmaktadır. Burada hedef devletin kimliği, milletin birlik ve beraberliği ve vatanın bölünmez bütünlüğüdür.

Bu oyun yeni de değildir. Onlarca yıldan beri Genel Başkanımızı millet hizmetinden alıkoymak için mali ve hukuki yönden pek çok saldırı plan ve programı tezgâha konulmuştur. İşyerleri kapatılmaya çalışılmış birçok iftiralar mahkeme salonlarına taşınmıştır. Bugüne kadar yüzden fazla dava ve 20 bin sayfayı aşkın mahkeme dökümanları ile tarihte bir benzeri görülmemiş hukuk mücadelesi verilmiştir. Kendisine iftira atanlar her defasında mahkemeler tarafından ceza ve tazminatlara mahkûm edilmiştir.

28 Şubatın gerçek mağduru Prof. Dr. Haydar BAŞ’ tır. Jandarma, emniyet yıllarca onun peşine düşerek baskı uygulamıştır. Birçok işyerlerine baskınlar düzenlenmiştir.

O gün olduğu gibi bugün de aynı zihniyet Genel Başkanımızı mağdur etmeye çalışmaktadır. Mesela, BTP tarafından İstanbul Çağlayan meydanında yapılan 300 bin kişilik miting, küçük bir grupça sabote edilmeye çalışılmış, iddianamede, miting o küçük grup tarafından yapılmış gibi ifade edilmiştir.

Bütün baskılar ve mağduriyetlere rağmen Prof. Dr. Baş, bir şefkatli baba tavrıyla devletine ve milletine sahip çıkmıştır. O yanlış ve zulüm yapanların, kendisini devlet yerine koyan, görevini kötüye kullanan bir kısım şahıslar olduğunu biliyordu. Bu sebeple o, devletine küsmedi, darılmadı, daha çok sahip çıktı. Her zaman “devlet zaafa uğrarsa millet dağılır” dedi. Askere sahip çıkması da aynı mantıkladır. Zira ordusu güçlü olmayan bir milletin ayakta kalma şahsı yoktur.

Daha birkaç gün önce hacda, Arafat ta kaldığı çadırda Türk Bayrağını gören hacılar “mutlaka bu Haydar Hocanın çadırıdır” diyorlardı.

Unutmayalım ki, ülkenin yapı taşları ile oynuyorlar. Ülkeyi ülke, devleti devlet ve milleti millet yapan tüm değerler, içimizden gözüken ve fakat başka güçler hesabına çalışan eller üzerinden boşaltılıyor. Ha Türk Devleti olmuş, ha AB, ABD demeye getiriyorlar. Bayrağımızı tartışmaya açarak ona bez parçası diyorlar. Ha Türk Bayrağı, ha ABD veya AB bayrağı ne fark eder diyorlar.

Vatan topraklarını, millete ait kamu kurum ve kuruluşlarını yapancılara peşkeş çektiler. Asker, Ordu ve devlet “düşman” muamelesine tabi tutuldu. Kıbrıs ta Türk Askeri işgalci ilan edildi. Sözün özü, Türk Milletini teslim almak istiyorlar. Ve iyi biliyorlar ki tüm bu oyunları bozan tek adam Prof.Dr.Haydar Baş’tır. Bunun için ona askerin adamı, derin devletin adamı, yakıştırmasını yaptılar. Keşke Asker ve Devlet Prof. Dr. Haydar Baş’ı dinleseydi. O zaman Kıbrıs elden çıkma noktasına gelmezdi, o zaman millet devlet ile çatışmazdı. O zaman vatan toprakları ecnebilere satılmazdı. Devlet borca batmazdı, teröristler kahramanca karşılanmazdı, o zaman vatan toprakları bölünme noktasına gelmezdi.

Ne yazık ki; Bu millete sahip çıkan Prof.Dr.Haydar Baş’a saldıranlar 28 Şubatın Mağduru değil, gerçekte 28 Şubatın senaryosunu yazanlardır. Onlar iyi polis- kötü polis rolünü paylaşarak sonuçta milletin ve devletin kaybettiği bir finali hazırlamışlardır. Mağdur rolü oynayanla, o günün siyaset ve asker sorumlusu aynı fotoğraf karesinde buluşmuş, aynı Yahudi kuruluşlarından ödül almışlardır. Misyonları ortaya çıkarılınca da bu kez patronlarının çağırmasıyla ABD’de istihbarat kontrollü çiftlik evlere yerleştirilmişlerdir.

Aziz milletimiz, şu noktadan da rahat olsun ki hukuku ihlal edenlerden, bu yolla yargıyı yönlendirmeye çalışanlardan hukuk nezdinde hesap sorulacaktır. Birtakım dış şer odaklarının talimatları ile hareket eden, milletin kimliğini, akaidini, kültürünü ve fiziki varlığını peşkeş çekenler, tarih- millet ve hukuk önünde hesap vereceklerdir.

Genel başkanımız ve biz bu güne kadar haklı olduğumuz bütün konularda geri adım atmadık bundan sonra da atmayacağız.

Özümüz ve davamız millet meselesidir. Mücadelemiz devlet millet ve topyekun bizi biz yapan değerler adınadır.

Dindarız ama asla fundemantalist değiliz. Sonuna kadar milliyetçiyiz ama kafatasçı ve bölgeci değiliz. Her zaman mandacılığa karşı çıktık ve bağımsızlık bizim millet olarak karakterimizdir.

Ana meselemiz insana hizmettir. Vatan ve millet sevgisi iftihar kaynağımızdır. Temel hak ve hürriyetleri korumak, hem sloganımız hem de hedefimizdir. Hukukun üstünlüğüne sahip çıkmak, değişmez parolamızdır. Devlete ve millete birlikte sahip çıkmak ve hizmet etmek gayemizdir. Halka hizmetin hakka hizmet olduğunun idraki içindeyiz. Mücadelemizde milletimizin yüksek menfaatleri ve samimiyetimiz belirleyicidir. Ekonomik kalkınma, hayati önem taşımaktadır. Hiçbir güç bizi bu yüce gayeden geri çeviremez. Millet ve onun bağlı olduğu mana ve değerler dışında başka otoriter bir güçte tanımıyoruz. Kimliği, vasfı, unvanı ne olursa olsun herkes her kurum hukuk çizgisinde kalmaya mecburdur. Yıkıcı çevreler hukukun ve milletin bariyerlerine bir gün çarpacaklarını unutmamalıdır. Yargının adaletle hareket etmesi onun varlık sebebidir ve buna inancımız tamdır. Siyasiler millet için vardır ve asla kendi bindikleri dalı kesmemelidirler.
 
Konuyla ilgili olarak Genel Başkanımız Prof. Dr. Haydar Baş 5 Aralık Cumartesi Meltem TV.de saat 21:00 de Ekoanaliz programında basın mensuplarının sorularını cevaplandıracaktır. Bu şartlar altında Yüce Milletimizin Prof.Dr.Haydar BAŞ ve onun fikir ve projelerinin etrafında kenetlenmek dışında başka bir yolu yoktur. Milletimiz, kendisine sahip çıkanlarla, kendisine oyun oynayanları fark etmek mükellefiyeti altındadır. Milletimizin bu basiret ve ferasete sahip olduğuna inanıyoruz.

Bu duygularla Aziz Milletimizi sevgi ve saygılarımızla selamlıyoruz.

BTP GENEL MERKEZİ:  Haberin videosu : http://www.dailymotion.com/video/xbbqxu_bayymsyz-turkiye-partisinden-
Tuesday, November 10, 2009 

Current mood:  vexed

BTP’DEN 10 KASIM MESAJI                                                                                                           
GAZİ MUSTAFA KEMAL ATATÜRKÜN 71. ÖLÜM YILDÖNÜMÜ NEDENİYLE BAĞIMSIZ TÜRKİYE PARTİSİ GENEL BAŞKANI PROF. DR. HAYDAR BAŞ BİR MESAJ YAYINLADI.

Aziz Kardeşlerim,

Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk, vefatının 71. yıldönümünde milletçe teessürle anılmakta, büyük misyonu ve eserlerine vurgu yapılmaktadır.

Şüphesiz O'nun en büyük eseri, milli irade, milli devlet ve tam bağımsızlık ilkeleri üzerine kurulu olan Türkiye Cumhuriyeti'dir.

Milletin bağrından çıkarak yedi düvele karşı verdiği savaşta galip gelen “Ya İstiklal, Ya Ölüm” diyerek Türk Milleti'ni onuru ve şerefiyle ayağa kaldıran bu büyük lidere O’nun bu mesajlarına ne kadar da muhtaç bulunduğumuz acı bir gerçektir.

Bu gerçek acıdır, çünkü günümüz Türkiye’si, yıllardır AB-ABD-IMF güdümünde izlenen politikalar nedeniyle devleti ve milletiyle tasfiye edilme ve tarihe gömülme sürecine girmiştir.

Cumhuriyetin 86. kuruluş yıldönümünde, anayasayı ve Atatürk ilkelerini rafa kaldıran dünün Sevr şartları, bugün AB Müktesebatı ve şartlarına uyarlanmıştır.

Ülkemiz etnik kökene dayalı azınlık tanımı ve terör açılımıyla tarihin en kritik sürecine girmiştir.

Vatan toprakları satılmakta, milli servet yapılan özelleştirmelerle elimizden çıkma noktasına gelmiştir.

Devasa boyutlara ulaşan borçlar Türkiye’yi ipotek altına almış, bizi biz eden milli kimliğimiz yok edilir bir hale gelmiştir, bütün bu vahim şartlarda bugün yeniden bir Kuvay-i Milliye'ye ve bir milli şahlanışa ihtiyaç vardır.

Her vatan evladına yüklenen görev bizzat Atatürk’ün diliyle Türk İstiklal ve Cumhuriyetini muhafaza ve müdafaa etmektir.

İşte Atatürk, bu misyonu ve fikirleriyle bugün taptaze bir gündemle aramızdadır.

10 Kasımlar bize bu misyonun gereğini hatırlatmalı, bu muhasebenin yapıldığı zamanlar olmalıdır.

Türk milleti olarak bugün tehlikeye düşen bağımsızlığımıza, vatanımıza, devletimize yeniden sahip çıkmak, istikbalimizi yeniden emniyet altına almak görevini ifa etmekle Atatürk’ün gaye ve hedefleriyle bütünleşmiş olacağız.

İnanıyorum ki Türkiye Cumhuriyeti Devleti egemenliği ve bağımsızlığıyla var oldukça Atatürk de aramızda yaşayacaktır.

Bugün Atatürk’ün Milli Misyonu’na çok daha ihtiyacımız olduğunu vurgular, Aziz Milletime saygılar sunarım.


Prof. Dr. Haydar BAŞ
BTP GENEL BAŞKANI                    (TUNALIM...)
Tuesday, November 03, 2009 

Current mood:  accomplished

UNITED STATES OF TURKISH,T�rk Devletleri Birliği...
Cumhuriyetimizin 86. Yıldönümünü Kutladık
21 ASIR İNŞALLAH TÜRK ASRI OLACAKTIR.BELKİ YARIN,BELKİ YARINDAN YAKIN.BUNU YÜZDE YÜZ MÜSLÜMAN TÜRKLER HAYATA GEÇİRECEKTİR.DÜNYAYA HAK ve ADALET HAKİM OLACAKTIR.GEÇMİŞTE OLDUĞU GİBİ…Cumhuriyetimizin kurucusu bakın Türk milletine ne diyor;“Çocuklarımıza vereceğimiz öğrenimin sınırı ne olursa olsun onlara esas olarak şunları öğreteceğiz; Milletine, Türkiye Devleti’ne, TBMM’ne, düşman olanlarla mücadele; bu mücadelenin sebep ve vasıtaları ile donatılmayan bir millet için yaşama hakkı yoktur.”
 
Bayramda,Atatürk’ün,
“NE MUTLU TÜRK’ÜM DİYENE”
“TÜRK BİRLİĞİNE İNANIYOR VE ONU GÖRÜYORUM”
“TÜRKİYE CUMHURİYETİ’NİN TEMELİ TÜRK KAHRAMANLIĞI VE YÜKSEK TÜRK KÜLTÜRÜDÜR”
İsmail Gaspıralı’nın,
“DİLDE, FİKİRDE, İŞDE BİRLİK” dövizleriyle katılarak milletimizin yoğun ilgi ve tezahüratına mazhar oldu…
Cumhuriyetimizin sonsuza kadar yaşaması dileğimle, milletimizin bu büyük bayramını, içtenlikle kutluyorum.
Fotoğraf kaynağı:Türk araştırmalar vakfı
TUNALIM…
Wednesday, October 21, 2009 

1878 Yılında Berlin Konferansı’nda ortaya atılan Kürdistan senaryosu günümüzde ecnebilerin yerli taşeronları tarafından hayata geçirilmek istenilmektedir.
Tarihsel sürece baktığımızda görülecektir ki, Kürdistan Senaryosu’nun arkasındaki gerçek Büyük Ermenistan Devleti idealidir. Zira Berlin Konferansı’nda Ermeni Patrik’i Erzurum, Van, Bitlis, Elazığ, Sivas ve Diyarbakır’da Ermeni Devleti kurulması için teklif vermiştir.
Sevr Antlaşması’nın 62. ve 64. maddelerine göre ise İngiliz, Fransız ve İtalyan temsilcilerinden oluşan bir komisyon Fırat’ın doğusundaki Kürt vilayetlerinde bir yerel yönetim düzeni kuracak, bir yıl sonra Kürtler dilerse Birleşmiş Milletler’e başvurup bağımsız bir devlet olma talebinde bulunabileceklerdi.
1912 yılında T. Wilson, Wilson ilkelerinde Türkiye sınırları içerisinde Ermenistan ve Kürdistan kurulmasını salık veriyordu.
SEVR HORTLATILMAK İSTENİYOR.
Lozan’da Lord Curzon: “Şimdi bu masada verdiklerimizi yakında ekonomik zorluklar içine düştüğünüzde bir bir geri alacağız diyordu.
Ülkemizin düştüğü borç batağı, yaşadığımız ekonomik kriz, milletimizin düştüğü psikolojik buhranlar ve oluşturulan sanal gündemlerle milletimiz daha zor günlerin kendisini beklediğini maalesef algılayamamaktadır. Türk Milleti karda donmak üzeresin, uyku tatlı geliyor fakat ne yazık ki öldüğünün farkında değilsin.
KÜRT SORUNU YABANCI MENŞELİDİR.
20 Aralık 1919 tarihindeki Paris Konferansı’nda yer alan ve Kürt delegesi olarak seçilmiş olan Şerif Paşa Ermeni asıllıdır. Güya Kürtlerin sorunlarını dile getirmektedir fakat Ermeni ideallerine hizmet etmektedir.
Zira PKK’da Ermeni terör örgütü ASALA’nın devamıdır. MİT raporlarına göre Şanlıurfa ili, Halfeti İlçesi, Ömerli Köyü’nde doğan Apo’nun asıl adı Artin AGOPYAN’dır. Babası ise Suriye asıllı Ömer isimli bir Ermenidir.
Ve hafızalarımızı biraz tazelersek Güneydoğu’da ölü olarak ele geçen teröristlerin %80’inin sünnetsiz olduğu bir realitedir. Öcalan’da İmralı’daki görüşmelerinde ASALA ile 1980 lerde birlikte hareket ettiklerini ve toplantı düzenlediklerini itiraf etmiştir. Öte yandan ÖCALAN Papa’ya yazdığı mektubunda Hıristiyanlık dinine çok yakın olduğunu belirtmiştir. PKK eylemlerinde en çok katledilen ise Kürt vatandaşlarımız olmuştur.
Binaenaleyh bunların ne Kürtlükle ne de Müslümanlıkla uzaktan yakından alakaları bulunmamaktadır. Bunlar küresel güçlerin maşalarıdır. Amaçları Türkiye’yi parçalayıp bizleri küresel dünyanın uşağı haline getirmektir.
16.02.1999 yılında Kenya’da Abdullah ÖCALAN yakalanınca Vatikan: “1918 yılından beri Kürtler bağımsızlıklarını bekliyorlar.” açıklamasını yapmıştır.
Lozan’da Musul meselesi konuşulurken İngilizler Şeyh Sait’i kullandılar. Fransızlarla Hatay mevzusu konuşulurken Dersim İsyanı gerçekleşti, Türk ordusu Kıbrıs’taki kıyıma dur deyince ASALA örgütü devreye girdi.1984 yılında ise Ağır sanayi yatırımları ile birlikte GAP’ın gerçekleşmesi sayesinde Türkiye’nin kalkınması ve bölgedeki suyu kontrolü sağlanacakken Amerika’nın düğmeye basmasıyla PKK devreye sokulmuştur. Apo’nun: “Şeyh Sait’in devamıydım, kullanıldım. Batılı ülkelerden yardım alarak Türkiye’ye karşı savaştım.” açıklamaları tespitlerimizi doğrular niteliktedir.
ARZ-I MEV’UD’DA KÜRT KARTI
ABD’ nin Irak’taki Kürtleri kışkırtması üzerine; Saddam’ın Kürtleri yok etme kararı alması ile ABD bölgeye çekiç güç yolladı. Çekiç güçle birlikte bölgede 1000 olan PKK’lı terörist sayısı 25.000 ‘ e çıktı.
Kürt sorunu bilhassa Körfez krizi ile birlikte ABD Kongresi’nin gündemine gelmekle beraber, Rum ve Ermeni Lobileri’nin aksine, Yahudi Lobisi’nin desteğini alarak ortaya çıkmıştır. İsrail’in Ortadoğu’da son derece zayıflamış bir Irak istemesi ile birlikte Körfez Savaşı boyunca Saddam Hüseyin’in İsrail’e Scud Füzeleri’ni göndermesi; ABD Kongresi’nde Yahudi Lobisi’nin Kürt ayrılıkçılığını desteklemesine neden olmuştur.
İsrail Kürtlerin Araplar içerisinde yaşayan bir azınlık olduğunu ve kendileri için iyi bir müttefik olduğunu gördü. Kürtler İsrail’in sadık hizmetçisi yapılmak istenmektedir.
Öte yandan Washington’da kurulmuş olan bir think-tank kendisini bir Kürt Devleti kurmaya adamıştır.
Washington Institute for Near East Policy (Yakın Doğu Politikası için Washington Enstitüsü ) adlı bu kuruluş hedeflediği Kürt Devleti’ne Türkiye’nin Güneydoğu’sunu da dâhil etmek istemektedir.
Amerikan, Yahudi Basınının önemli yayın organlarından biri olan Washington Jewish Weekly’ de Ortadoğu’daki sorunların Kürtlerden kaynaklandığını Self-Determinasyon ile bunların kaderlerini tayin etmesi gerektiğini belirterek hedeflerini açıkça ortaya koymaktadırlar.
İran-Irak Savaşında Kürtler İran aleyhinde kullanılmıştır. Daha sonra ise Yahudiler Irak’ın kuzeyinde bir Kürt Devleti, ortasında bir Sünni Devleti ve güneyinde bir Şii Devleti kurma amacındaydılar ve bugün buna kısmen ulaşmışlardır. Kürtler’in kullanılmasının amacı çok açıktır. “Ortadoğu’da –bu Müslüman Coğrafyasında- İsrail’den büyük devlet olmaması istenmektedir.
BİZ TEK MİLLETİZ, BİZİ KİMSE AYIRAMAZ.
Türk Milleti denildiğinde bir inançtan mürekkep millet anlaşılmaktadır. Ve bunun meydana gelmesinde kader ve tensib-i İlahi’nin etkileri inkâr edilemez. Türk Milleti’nin oluşmasında tarihi karabetin, ahlâki karabetin, akrabalığın özellikle “din birliğinin” önemi çok büyüktür.
Atatürk’ün, Cumhuriyet’in ilk yıllarında uyguladığı nüfus politikasında da bu bilinci görmek mümkündür. Cumhuriyetin ilk yıllarında, Türkiye nüfusunun elden geldiğince Müslümanlardan oluşması için çaba sarf etmiştir. Atatürk, “etnik” olmadıkları halde Müslüman kimliği ile Türkiye’ye bağlı olan Boşnaklar, Çerkezler gibi azınlıkların Türkiye’ye göç isteklerinin hepsini olumlu karşılamıştır. Hatta bazı tarihçiler bu politika nedeniyle Atatürk’ün Türk Milliyetçiliği’nin bir yönden de “Müslüman Milliyetçiliği” olduğunu söylerler.
DİL FARKI MİLLİYET AYRIMINA SEBEP DEĞİLDİR.
Güneydoğu Anadolu Bölgesinde yaşayan vatandaşlarımızın gerek kültürel gerek dini bakımdan birbirlerinden farkları olmamasından dolayı etkileşimleri fazla olmuştur. Her milliyet farkının dil farkını gerektirdiği ama her dil farkının milliyet farkını gerektirmediği sosyolojik bir gerçektir. Amerika’da yaşayan zenciler asimile olarak dillerini yitirmişlerdir fakat herkes bilir ki onlar milliyet bakımından diğerlerinden ayrılmaktadır.
İSLAM BÖLÜCÜ DEĞİL BÜTÜNLEŞTİRİCİDİR.
Kürtler ve Türkler de bir arada yaşamaları hasebiyle birbirlerini etkilemişlerdir. İslâm Medeniyeti’nin bir gereği olarak birbirlerine farklı göz ile bakmayan bu iki topluluk kardeşlik duyguları içerisinde birbirlerinden kız alıp kız vermişler, kan kana karışmıştır. Taki bölücü unsurların ortaya çıkıp siz birbirinizden farklısınız deyip nifak tohumlarını aralarına ekene kadar…
Bu ayrılığı körükleyenler de elbette ki bu kardeşçe duygulara sahip olmayan ve İngiliz casusu Lawrence gibi Ermeni Şerif Paşa gibi Kürtlerin içlerine sokulan bir grup hain tarafından yapılmıştır.
KÜRT KARDEŞİM OYUNA GELME.
Tarih ilmi, geçmişten ders alınarak, geleceğe sağlam adımlarla yürünmesi için yol gösterici bir ilimdir. Tarihten ders alındığı müddetçe, tarih tekerrür etmez.
Hicaz’da Müslüman Arap kardeşlerimiz kandırılmış; kendi ailesini, kendi vatanını bırakıp kutsal toprakları korumaya giden Osmanlı askerleri Arap hançerleriyle can vermiş, üzerlerindeki her şeyleri(iç çamaşırları dâhil) bedeviler tarafından yağmalanmıştır. Bugün aynı oyun doğudaki Kürt kardeşlerimiz üzerinde oynanmaktadır. Buradan onlara sesleniyoruz: Kürt kardeşlerimiz oyuna gelmeyiniz, akıttığınız kan Müslüman kanıdır. Dış mihrakların Kürtleri düşündüğü falan yok onların amacı, Büyük Ermenistan’dır, Arz-ı Mev’ud hülyalarıdır. Bugün Arap Yarımadasına bakıp ibret alın. Onlar da dün sizin gibi kandırıldı ve bugün İsrail’in amaçlarına hizmet etmek için kanları akıtılıyor, namusları kirletiliyor, evleri başlarına yıkılıyor. Hülasa yüzleri gülmüyor. Eğer bu oyuna gelirseniz sizin de yarın akıbetiniz hayrolmaz.
EL ELE VERELİM BU OYUNU BOZALIM.
Gerçekleştirilmek istenilen nihai hedef Federatif yapı, Otonomi ve bunların akabinde parçalanmadır. Ortadoğu çok bilinmeyenli bir denkleme benzer parçalardan birinin değişmesinin diğerlerini etkilememesi imkânsızdır. Kürtler’in kullanılması domino etkisi yapacaktır ve bölge bir kez daha çıkmaza sürüklenecektir.
Ülkeleri bölüp parçalamanın o ülkenin çıkarlarına fayda sağlamayacağı aşikârdır. Eğer tarih tekerrürden ibaretse geçmişteki hüsran dolu tabloların yaşanmaması için oyunun Emperyalizm-Siyonizm menşeli olduğu görülmelidir. Aksi takdirde geçmişi hatırlamayanlar, onu bir kez daha yaşamak zorunda kalacaklardır. Unutmamalıyız ki, ağaçtan düşen yaprak rüzgârın oyuncağı olur. Ortada ki müthiş hadisenin çaresi ise Osmanlı’nın 6 asır uyguladığı “İslam Kardeşliği” fikri, Atatürk’ün “Müslüman Milliyetçiliği” ideolojisidir.
Burak EVCİ-TUNALIM...
Sunday, October 11, 2009 

Current mood:  triumphant

Bağımsız Türkiye Partisi (BTP)  'TÜRKİYE; asırlardır üzerinde HESAP yapan DÜŞMANLARININ bugün de

OBJEKTİFİ ALTINDA bulunmaktadır. Bu yüzden ÜLKEMİZ üzerindeki

OYUNLARIN ardı arkası kesilmemektedir...

***************************************************

..12 EYLÜL 1980 öncesi SAĞ-SOL adı altındaki ÇATIŞMALARIN ALANI

haline gelen TÜRKİYE, BEŞBİNİN ÜZERİNDEKİ evladını TOPRAĞA

GÖMMÜŞTÜR...

***************************************************

...Daha sonra ve bugün, ETNİK ve BÖLGESEL SORUNLAR bahane edilerek

ve MİLLET BİRBİRİNE DÜŞÜRÜLEREK; ÜLKEMİZ İÇTEN ÇÖKERTİLMEK

İSTENMEKTEDİR...

***************************************************

...LAİK-MÜSLÜMAN ÇATIŞMASI tezgahlanmış, ALEVİ-SÜNNİ KAVGASI

oluşturulmaya çalışılmış, TÜRK-KÜRT gibi IRKİ unsurlar kullanılmak

istenmiştir. Halen çeşitli iç ve dış OYUNLAR sürdürülmektedir. Bu

OYUNLARIN bir kısmı İÇ, bir ÇOĞU DA DIŞ KAYNAKLIDIR.....'

***************************************************

TÜRKİYE'Yİ 72 MİLYONLUK BÜYÜK BİR AİLE OLARAK GÖRMEK

ANA DÜŞÜNCEMİZ OLSUN......

***************** VAR MISINIZ ? *********************


************** HERŞEYİN HAYIRLISI *******************


**********KAİNATIN DORUK NOKTASINDAKİ BİR TÜRKİYE VE HUZURLU BİR DÜNYA DİLEĞİYLE********************* TUNALIM...
Saturday, October 03, 2009 

Current mood:  worried
CHAVEZ: BU SOYKIRIM DEĞİL DE NEDİR?Venezuela Devlet Başkanı Hugo Chavez, İsrail’i Filistin halkına karşı soykırım işlemekle suçladı.
Chavez, Gazze’ye geçen yılki bombardımanın da bir tahrik sonucu düzenlenmediğine inandığını söyledi. Orta Doğu ve Arap ülkeleri turunu yeni tamamlayan Chavez, açıklamasında sorunun, İsraillilerin Filistinlileri yok etmek isteyip istemediği olduğunu belirterek, İsrail’in, “Gazze saldırısının Hamas’ın açtığı roket atışına karşılık” olduğu açıklamalarını kabul etmediğini söyledi. “Bu soykırım değil de nedir? İsrailliler Filistinlileri yok etmek için bahane arıyor” diyen Chavez, İsrail’e yaptırım uygulanması gerektiğini kaydetti. İsrail’in, her ülke gibi var olma hakkını tanıdığını belirten Chavez, İsrail’in Filistin halkının özgür iradesine saygı göstermesi gerektiğini bildirdi. ABD’nin dış siyaseti konusunda daha açık olması gerektiğini ifade eden Chavez, ABD’nin yakın zamanda Kolombiya’yla askeri üs anlaşmasına varması gibi Güney Amerika’daki bazı girişimlerini hayal kırıcı bulduğunu ifade etti. Chavez, ABD Başkanı Barack Obama’nın gelişinin büyük ümitleri beraberinde getirdiğini ancak değişimin az olduğunu söyledi.
Saturday, October 03, 2009 

Current mood:  crappy
Uluslararası Para Fonu (IMF), İstanbul toplantıları öncesinde ana raporlarından Küresel Finansal İstikrar Raporu’nu açıkladı. IMF ülkelere, “Ekonomi politikasını hazırlayanlar piyasa disiplinini onarma, sistemik kurumların ortaya koyduğu risklere yönelme arayışında olmalıdır” tavsiyesinde bulundu.
IMF Küresel Finansal İstikrar Raporu’nun “Chapter I” bölümü açıklandı. “Gelecekteki Finansal Zorlukların Rotasını Çizmek” başlıklı bölümle ilgili basın özetinde, raporda dünya ekonomisiyle ilgili verilen üç ana mesaj şöyle sıralandı:
* Küresel finansal istikrar iyileşmiş durumda, fakat yüksek risk varlığını sürdürüyor.
* Tahmini küresel kayıp 3.4 trilyon dolara doğru geriledi. Ancak bankaların verdikleri kredilerde daha ileri bir kötüleşme yaşanması bekleniyor, bankaların yazdıkları zararın henüz yarısı tanımlandı.
* Ekonomi politikasını oluşturanlar kısa vadede önemli zorluklarla karşı karşıya. Zorluklar ekonomik canlanmayı destekleyecek yeterli kredi büyümesinin sağlanması, uygun çıkış stratejilerinin düzenlenmesi ve ağır kamu borçlanmasından kaynaklanan yükselen risklerin yönetilmesini içeriyor.
Rapora göre küresel finansal istikrar, benzeri görülmemiş ekonomi politikası önlemleri ve ekonomik canlanmanın işaretlerini izleyen dönemde iyileşme gösterdi. Hala genel risklerin yüksek kaldığı ve gidişin tersine çevrilmesi risklerinin önemli bulunduğu belirtilen raporda, “Küresel kayıpların, krizden dolayı 2007–2010 için şimdi, büyük ölçüde yükselen menkul kıymet değerlerine bağlı olarak, kabaca 3.4 trilyon dolar (son Küresel Finansal İstikrar Raporuna göre yaklaşık 600 milyar dolar daha düşük) olduğunu tahmin ediyoruz” denildi.
Yükselen piyasalar
Türkiye’nin de dahil olduğu yükselen piyasalardaki “kuyruk risklerin” güçlü ekonomi politika önlemleri sayesinde azalmış bulunduğu belirtilen raporda şöyle denildi:
* Asya ve Latin Amerika ülkeleri çekirdek piyasalardaki istikrarın ve portföy akışındaki iyileşmenin yararını gördü. Bununla birlikte şirketler sektöründe refinansman ve temerrüde düşme riskleri görece yüksek bulunuyor. Şirketlerin gelecek iki yılda 400 milyar dolarlık döviz borcunun refinansmanı yükü altında kalması bu duruma eşlik ediyor. Sorun en akut halde, şirket kazançlarının resesyon ve birkaç büyük temerrüdün sonucu olarak keskin bir şekilde düştüğü yükselen Avrupa ekonomilerinde bulunuyor.
* Hükümetler orta vadeli mali sürdürülebilirlik ve çıpa beklentileri üzerinde güvenilir taahhütlerde bulunmadıkça, riskin özel sektörden kamu bilançolarına transferi, uzun vadeli faiz oranlarının yükselme baskısıyla karşılaşması endişelerini artırıyor.
* Sistemik riskler azalmışken, ekonomi politika değişiklikleri önemli bulunuyor. Ekonomi politikalarını yapanların, yeni başlayan ekonomik canlanmayı desteklemek için yeterli kredi büyümesini sağlamaya, uygun çıkış stratejilerini planlamaya, bilanço baskılarıyla bağlantılı riskleri yönetmeye ve düzenleyici organlarla piyasa güçleri arasında, gelecekteki sistemik riskleri azaltmaya yönelik olarak dengeyi korumaya gereksinimleri var. Orta vadeye doğru, ekonomi politikasını hazırlayanlar piyasa disiplinini onarma, sistemik kurumların ortaya koyduğu risklere yönelme, makro anlamda sağgörülü politika yaklaşımı oluşturma ve sınır ötesi finansal kurumlar üzerinde güçlendirilmiş bir gözetim arayışında olmalıdır...TUNALIM..
Saturday, October 03, 2009 

Current mood:  bored

Haftasonu İngiltere’nin başkenti Londra’da bir araya gelen kalkınmış ve kalkınmakta olan 20 ülkenin maliye bakanlarının zirvesinden, ekonomileri canlandırma planları çerçevesinde kamu harcamalarına devam edilmesi kararı çıktı.
Fannie MaeFannie Mae kamunun mortgage ve konut kredilerinin akışını sağlamak için kurduğu iki özel şirketten biri
 
Ekonomi çevreleri ayrıca bankacılık sektörünü, özellikle banka yöneticilerine verilecek ikramiyeleri izlemek üzere daha sert mekanizmaların kurulması üzerinde de uzlaştı.
İyimser iktisatçılar bile hükümetlerin ekonomilerini canlandırma arayışlarının, küresel ekonomide sürdürülebilir bir iyileşme sürecini başlattıp başlatmadığı sorularına ihtiyatlı yanıtlar veriyor.
Geçen yıl bu zamanlarda ABD hükümeti, konut kredisi sektörünün iki dev kuruluşu Fannie Mae ve Freddie Mac’in kontrolünü devralmak zorunda kalmış; bu iki şirkete toplam 200 milyar dolar nakit aktarılmıştı.
Ancak daha sonraki gelişmeler, sorunun bu iki şirkete para aktarmakla çözülemeyeceğini ortaya koydu, zira bir hafta sonra yatırım bankacılığının dev isimlerinden Lehman Brothers battı.

Bu şirketlerin önemi

Amerikan emlak piyasası ve mortgage sektörünün ana dayanak noktaları olan Fannie ve Freddie ise geri ödeme sorunları ve emlak piyasasındaki fiyat düşüşlerinin en büyük kurbanları oldu.
Dönemin Hazine Bakanı Henry Paulson’a göre, yatırımları nedeniyle o dönemde ciddi para kaybetmekte olan bu kurumların iflasına izin verilmesi durumunda, mali piyasalarda ciddi bir kargaşa yaşanabilirdi.
Paulson’a göre “Bu kargaşa, aile bütçesinden içinde yaşadıkları evlerin değerine, eğitim ve emeklilik birimlerine kadar geniş bir alanda hane halklarının varlıkları üzerinde doğrudan ve olumsuz bir etki yaratacaktı.
“Bu şirketlerin batışı, Amerikalıların konut kredisi almalarını, otomobil satın almak için kredi edinmelerini ve diğer tüketici kredileri ve yatırım finansmanı bulma olanaklarını etkileyecek; ekonomik büyüme ve istihdam yaratma çabaları da zarar görecekti.”
Fannie Mae, 1930′larda, Freddie Mac de 1970′lerde kamunun, mortgage ve konut kredilerinin akışkanlığını sağlamak için kurduğu iki özel şirket.
Bu şirketler, doğrudan tüketiciye kredi sağlamıyor; ama özellikle kredi şirketlerine bir çeşit sigorta poliçesi niteliği de taşıyan garantileri bir bedel karşılığında sunup ödenmemesi durumunda da borcu üstleniyor.
Freddie Mac Freddie Mac 1970′lerde kuruldu
 
Ayrıca, mortgage paketlerini de satın alarak kredi şirketlerine yeni borçlar verebilmeleri için kaynak yaratıyor.
Uzmanlara göre eğer bu şirketlerin batmalarına izin verilseydi, emlak fiyatlarının düştüğü ve inşaat sektörünün de zayıf olduğu bir dönemde emlak piyasası için gerekli ciddi büyüklükte bir nakit buharlaşacaktı.
ABD hükümeti, şirketlerin yönetimlerine atama yapmanın dışında büyük miktarda para da aktardı.
Şimdi, bu iki şirket etkin bir şekilde vergi mükelleflerinin kontrolünde.
Washington merkezli Brookings enstitüsü uzmanlarından Douglas Elliot, “Fannie ve Freddie, ABD’de verilen emlak kredilerinin yüzde 45′ine garanti sağlıyor. Bu çok önemli bir oran. Hükümet de, bu tür kredilerin tüketicilerin kullanımına hazır olmasında ısrarcı. Dolayısıyla bu iki şirket de, hala faaliyette…” diye konuştu.

Fannie Mae ve Freddie Mac’ın geleceği

Washington merkezli Cato Enstitüsü’nden Mark Calabria, bu şirketlerin kurtarılmasının, konut fiyatlarının yapay bir biçimde yüksek kalmasına neden olduğu görüşünde.
Calabria, “Ben de bir evsahibiyim… Ve mülkünüzün değer kaybetmediğini görmek de güzel. Ama, aşırı arz sorunu varsa, bunu eritmenin en ideal yolu, fiyatları düşürmektir. Can yakıcı bir süreç olduğu doğru. Ama ben, konut piyasasında, fiyat düşüşünün mümkün olduğunca çabuk gerçekleşmesini ve sonrasında da önümüze bakmayı tercih ederim. Ama şimdi bu dönem daha uzun sürecek ve Freddie Mac ve Fanni Mae de, piyasayı yapmaları gerekenden daha yükseğe taşıyorlar. Sonunda da, bunun bedelini Amerikalı vergi mükellefleri çok ağır bir şekilde ödeyecek.” dedi.
Ama, hiç bir hükümet, emlak fiyatlarına zarar verecek ve ekonomide yaşanmakta olması muhtemel bir iyileşme sürecini sekteye uğratacak bir adım atmayı düşünemeyecektir bile.
Şimdilik, Fannie Mae ve Freddie Mac’in yaşadıkları, ama mali yaşam destek ünitesinde oldukları söylenebilir.

Japonya’da işsizlik rekor kırdı

Japonya’da genel seçimlere günler kala açıklanan ekonomi verileri Temmuz ayında işsizliğin rekor kırdığını, tüketici fiyatlarının ise rekor hızda düştüğünü gösteriyor.
JaponyaÜlkede yoksulluk artıyor
 
Dünyanın en büyük ikinci ekonomisi durumundaki Japon ekonomisi derin bir resesyonun ardından büyümeye başlamış olsa da, şirketler işten çıkarmalara devam ediyor ve işsizlik Temmuz ayında yüzde 5,7′ye tırmandı.
Seçim kampanyasında kilit tartışma ekonomi üzerinde odaklanırken, kamuoyu yoklamaları iktidardaki Liberal Demokrat partiyi yenilginin beklediğine işaret ediyor.
Liberal Demokratlar Japonya’da son 54 yılın 53′ünde iktidardaydı.

İyileşme umutları

Temmuz ayında Japonya’da 3 milyon 590 bin işsiz vardı. Bu sayı bir yıl öncesine kıyasla işsizlere 1 milyonu aşkın kişinin daha eklendiği anlamına geliyor.
Japon ekonomisinin Nisan ve Haziran ayları arasında yüzde 0,9 büyüdüğü belirlenmişti. Fakat işsizlik rakamları bu büyümenin güvenilirliği konusunda da şüphe uyandırıyor.
Mizuho Investors Securities’den Hiroşi Vatanabe, ”Son büyüme rakamları büyük oranda hükümetin kamu harcamalarına bağlıydı, ekonominin kendi kendine yeten bir büyüme trendine girdiği anlamına gelmiyor” diyor.
Hiroşi Vatanabe, şu an için Japonya’da ekonominin çabuk iyileşmesini beklemediklerini söylüyor.
İkinci Dünya Savaşı’ndan beri işsizliğin ilk kez bu kadar yükselmiş olması Başbakan Taro Aso’nun seçimlere bağladığı umutlarına ciddi bir darbe indirdi.
Anketler, Pazar günü sandık başına giden Japon seçmenlerin Başbakan Taro Aso’nun partisi Liberal Demokratları 50 yılı aşkın süredir sadece ikinci kez hükümetten uzaklaştıracağını gösteriyor.

Fiyatlardaki düşüş frenlenemiyor

Öte yandan Japonya’da tüketici fiyatlarının da bir yıl öncesine kıyasla rekor bir düzey olan yüzde 2,2 oranında düştüğü kaydedildi.
Japon Araştırma Enstitüsü’nden Naoko Ogata, ”Yurtiçi talep bir hayli zayıf, deflasyon baskısının artmasını bekliyoruz” dedi.
Ülke 1990′ların başında emlak piyasasındaki çalkantıdan bu yana ülkede fiyatlar üzerinde düşüş yönünde baskı vardı.
Tüketicilerin, ekonominin durumu nedeniyle fiyatların daha da düşmesi beklentisiyle alışverişi ertelemeleri de ekonomide beklenen canlanmanın ortaya çıkmamasına yol açıyor.

İngiltere’de son 14 yılın işsizlik rekoru

İngiltere’de işsizlik, 1995 yılından bu yana en üst seviyeye çıktı.
Bristol'de İş ve İşçi Bulma Kurumu önündeki kuyrukİngiltere’de devletten işsizlik yardımı alanların oranı %4,9′da kalıyor.
Bugün yayımlanan resmi verilere göre Mart-Haziran döneminde 220 bin kişinin daha işsiz kalmasıyla işsizlerin sayısı 2,44 milyona ya da %7,8′e ulaştı.
Bu rakam gençler arasında çok daha yüksek.
Ulusal İstatistik Dairesi’ne göre 18-24 yaş arasında işsizlik oranı %12,4′ü buluyor.
Hükümet, gençlere sunulan eğitim, staj ve benzer imkanların artırılması için iş dünyasına çağrıda bulunuyor.
Bu arada İngiltere Merkez Bankası, ülke ekonomisinin krizin etkilerinden kurtulmasının uzun süreceğini söyledi.
Bankanın üç aylık Enflasyon Raporu’na göre 2010 yılında iyileşme işaretleri hala “zayıf” olacak.
Oysa Başbakan Gordon Brown, İngiltere’nin gelecek yıl ciddi bir toparlanma yaşayacağını öne sürmüştü.
Ekonomi düzelmezse Brown’un 175 milyar sterlinlik rekor bütçe açığı daha da büyüyebilir ve harcamalarda kesinti gereksinimi artabilir.

‘Etkisi sanılandan fazla’

İngiltere’de 1,58 milyon kişi devletten işsizlik yardımı alıyor.
İngiltere Ticaret Odası, ekonomi yeniden büyümeye başlasa bile işsizliğin önümüzdeki aylarda hızla artmayı sürdüreceğini ve 3 milyonu aşabileceğini söylüyor.
Yöneticiler Enstitüsü de tam zamanlı iş bulamayan yaklaşık bir milyon kişinin yarı zamanlı işlerde çalıştığını açıkladı.
Enstitüye göre bu, ekonomideki gerilemenin istihdama etkisinin sanılandan da fazla olduğunu gösteriyor.
Krizin enflasyonu frenleyen etkisi ise devam ediyor.
İngiltere Merkez Bankası, sonbaharda tüketici fiyatlarındaki yıllık artışın %1′in altına düşmesini beklediğini duyurdu.
Banka ekonomiyi canlandıracak parasal gevşeme politikası çerçevesinde geçtiğimiz haftalarda piyasaya 50 milyar sterlin daha sürmüştü.BBC NEWS…TUNALIM..