Status: Single
City: KARABUK
Country: TR
Signup Date: 12/27/2005
|
|
|
|
Thursday, December 11, 2008
 |
Müziğe bulaşma fikrinden ve kurmuş olduğunuz Gına grubundan söz eder misin? Türkiye'dehiphop kültürüne ve bu müziğe bir şekilde bulaşmış birçok arkadaş gibiben de ilk başlarda ne bulduysam dinledim, Karabük’e gelen tümalbümleri edindim, gelmeyen albümler için sürekli sipariş verdikBitap'la beraber ve bir zaman sonra Bitap kendi çapında beatler yapmayabaşladı. Üniversiteye gittiğim ilk sene ufak ufak sözler yazmayabaşladım ve zaman geçtikçe dandik bir mikrofonun başında bir şeylerkaydetmeye çalıştık. Bu kayıtlar sonrasında ortaya güzel işler çıkmadıama yine de bir şeyleri görmemizi sağladı bu kayıtlar. Daha çokdinlememiz, daha çok araştırmamız gerektiğinin farkına varmayabaşladık. Bu esnada zaten biz farkına bile varmadan Gına diye bir gruporta çıkmış oldu ve görev dağılımı da kendiliğinden oldu. Gereksizgazlara gelip sürekli bir şeyler üretmektense biraz daha bilinçlenip,ne yaptığını bilen insanlar olarak bu işi icra etmenin gerekliliğinigörüp bu doğrultuda hareket etmeye gayret gösterdik. Karabük çıkışlıbir grup olarak Anadolu şehirlerinde yaşayıp müzik yapmaya çalışanbirçok arkadaşımız gibi bizim de envai çeşit sorunlarımız oldu heranlamda ama zaman geçtikçe bunun arkasına saklamanın ya da bunu bahaneetmenin haddinden fazla lüzumsuz olduğunun da farkına varıp, kendiiçimizde bir yüzleşme yaşayıp hemen hemen taşları yerine oturtup müzikyapmaya başladık. Kayra olarak Gınaçatısı altında 3, toplamda ise 5 albüme imza attın ki bu albümlerdenbir tanesi gün yüzüne çıkmamış olsa bile, "İfade Derdi" ve "DoğumLekesi" albümleriyle belli bir kesmin dikkatini çektin. Sonrasında iseFarazi ile yapmış olduğunuz albümlerle müziğini farklı bir boyutataşıdın. Genel olarak müziğin adına bu süreci nasıl değerlendiriyorsun? Gınaalbümlerinde genel hatlarıyla bakıldığı zaman sosyal, toplumsal yer yerpolitik diye tabir edebileceğimiz konular ön planda yer almıştı."ArsMoriendi" albümünden beri bir şekilde bu konulara değiniyorduk ama bunuyaparken herhangi bir bayrak altında girmeden, belli ideolojilerinkurbanı olmadan, sadece belli kesimlerin durumlarından bahsetmedenunderground duruşu bozmayıp, insani özelliklerin ön plana çıktığışarkılar yapmaya gayret gösterdik. Farazi&Kayra ortak albümserisindeyse işler birazcık daha şahsileşmeye başladı, değinilenkonularda ve birazcık da üslupta değişiklikler oldu. Bu tip bir projebenim hep istediğim bir şeydi çünkü hiçbir zaman belli konulara değinipbunlarla kısıtlı kalmak istemedim ama Farazi&Kayra albümlerindekibazı şarkılarda da Gına albümlerinde işlenen konulara yer vermeyeçalıştım. Misal ilk albümdeki Düş Peşindeyim; Düş Peşime bunaverilebilecek ön bariz örnek. Buna ek olarak Sarı Bıyıktan Öfkelerşarkısını derinlemesine analiz eden, alt metin okuyan arkadaşlar buşarkıda bahsedilen mevzuları da eminim anlamıştır. Yani demek istediğimGına albümlerinde işlenen konular yer yer Farazi&Kayra ortak albümserisinde de yer aldı, tamamen kopulmadı belli başlı konulardan amadaha başka bir anlatım şekliyle oldu bu ve konulara, üsluba başka birbakış açısı geldi.  Beat'leriniFarazi'nin üstlendiği son iki albüm, diğer çalışmalarına nazaran dahafazla ilgisini çekti dinleyicilerin. Sence müziğine olan bu ilgiartışının ana sebebi neydi? Sarhoş Palavralarıve Nahoş Nidalar olsun, Sarhoş Palavraları ve Bekar Evinde Kör Sineklerolsun galiba çok sık işlenen konuların işlenmediği, hemen hemenhepimizin yaşadığı belli başlı olayların storytelling yardımıylaaktarıldığı ve bana kalırsa somut şekilde olayların anlatıldığıalbümler olması vesilesiyle o albümlerde anlatılanlarda dinleyenlerinkendi hayatlarından da somut örnekler görmesini sağladı ve bu şekildedaha çok ilgi çeken bir hale geldi sanırım. Örnek vermek gerekirsesonuçta birçoğumuzun herhangi bir şehrin otogarıyla alakalı iyi kötühatıraları vardır, belli bir dönem yurtta kalmış insanlar bir şekilde ozamanları hatırlar, parkta bir arkadaşıyla demlenen ya da tek başınademlenen insan az çok anlar şaraba sarılı gazetenin hissiyatını vebunları bir albümde görünce kendisinden de bir şeyler görmüş olurzannımca. Eğer bir kitapta, filmde, tiyatro oyununda, şarkıda kendimizigörüyorsak ona daha çok sarılırız, bizi anlattığını gördüğümüz içindaha çok severiz. Bu ortak albüm serisinde galiba bu oldu. Dışarıdanbakınca benim tahminim bu şekilde oluyor bu albümlere olan ilgininartışıyla alakalı. Bunun yanında teknik mevzular da var işin içindetabii ki. Gına albümlerini kaydederken kullandığımız ekipmanlar ileFarazi&Kayra albümlerini kaydederken kullandığımız ekipmanlararasında fark vardı. Bu bir şekilde albümdeki ses kalitesininyükselmesini sağladı ve Bitap'ın da mixing işlemleriyle alakalıtecrübelerinin birazcık daha artmasıyla albümün ses kalitesi eskiyenazaran daha iyi bir hale geldi. Bu da işin teknik hanesine bir artıyazdırdı. Farazi’nin hemen hemen birçok türde yaptığı beatler, birbeatmaker olarak farklı tatlar yakalaması, sound bakımından geniş birçeşitlilik yaratmasıysa zaten apayrı bir boyut. Tüm bunlar birleşincegaliba ilk çalışmalara göre daha ilgi çeken albümler ortaya çıktı. SarhoşPalavraları ve Nahoş Nidalar" ile "Bekâr Evinde Kör Sinekler" isimlialbümlerinde farklı olay örgüleri, değişik hikâyelemeler ve anlatımlarele aldığını gördük. Türkçe Rap piyasasında pek de yapılmayan bir şeyiyapıyor olmak güzel bir duygu olsa gerek? İkialbümün yazım aşamasında da, kayıtlarında da hem zevk aldığım zamanlarhem de çok bunaldığım zamanlar oldu ama tüm işler bitip şarkılardinlemek isteyen arkadaşlarla buluşunca derinlemesine yapılanyorumları, analizleri görünce insan bir şekilde mutlu oluyor. Eğerşarkılar birilerinin hayatına iki gram renk getirmişse, bir akşamsohbet eden iki arkadaşın muhabbetine meze olabilmişse, kendi halindeyaşayan bir insanın hayata bakışına yeni bir yön verebilmişse amacaulaşılmış demektir. Beni şahsi olarak asıl mutlu eden şey budur.Şarkılar tek başlarına bir mana taşımıyor galiba, eğer şarkılarbirileriyle buluşup onlara belli hissiyatlar yaşatabiliyorsa, oşarkıları dinleyen insanlar belli bir fikir birliği, kader birliği,öfke birliği yaşayabiliyorsa işte o zaman albümü üreten insanlarınemekleri en şahane karşılığı alıyor. Müziğiicra etmenin yanında iyi bir dinleyici olduğunu da biliyorum. Yurtdışındaki rap piyasasını ve albümleri irdelediğinde, ülkemizdekieksiklikler daha net ortaya çıkıyordur sanırım? Beniki, üç sene evvel tek sorunun ülkemizdeki kitlenin bilinçsizliğiolduğunu sanırdım ama galiba üreten pozisyonunda olan bizlerin de bayabaya eksikleri var gibi. Bir kere en başta üretenden dinleyeneunderground kavramının ne olduğunun tam anlaşılmamış olması gibi birsorun söz konusu. Underground tavır, "üst tarafın" değerlerinireddeden, homofobiye, seksistliğe, kan emen rekabete, militarizmekarşı, kaba tabiriyle "kendinden olmayan" diye tabir edilebilecekinsanların haklarına saygılı, insani değerleri her şeyden önde tutan,insana saygı duymayı kendine görev biçmiş bir tavırdır en genelhatlarıyla ve benim bu zamana kadar anladığım kadarıyla. Ama bizimiçerisinde bulunduğumuz piyasada underground tavır görmeyi bırakın enlaçka magazinsel muhabbetleri görüyoruz. Nerde saçma sapan dedikodusalmevzu varsa orada onlarca insan,onlarca fikir görmek mümkün. Nedenböyle oldu, nasıl değiştiririz bu durumu çok net şekilde bilemiyorumama kesinlikle hepimizin bir şekilde bu duruma el atması lazım yoksadurum fena.İkinci olarak yurt dışındaki rap piyasasında envai çeşitçeşitlilik söz konusu. Şarkı sözlerinden, albümlerdeki soundlara, vokalçeşitliliğinden albüm kapaklarına kadar bu durum söz konusu. Türleriçin de geçerli aynı durum; abstract, emo, indie, hardcore, death rap,gangsta rap ana başlıklarından türeyen yığınla tür var. Bizim piyasayabaktığımız zamansa vakti zamanında herhangi bir kişinin başlattığıherhangi bir tür, üzerine hiçbir şey eklenmeden aynen alıp başınısenelerce gidiyor. Çok bariz şekilde bir tıkanma söz konusu, butıkanmanın aşılması için bazen cesur davranılıp, dinleyici beğenisininikinci plana atıldığı işler görmemiz lazım gibi ama kitlenin farklıolanı sindirmesi pek kolay olmadığından bazen bu işi icra edenlerin deşevki kırılıyor herhalde. Ayrıca direk internete endekslenmiş birpiyasanın varlığı söz konusu ki bu ilk başlarda iyi gözükürkenşimdilerde işlerin yavaşlamasına sebebiyet vermeye başladı. Vaktizamanında birçok albüm çıktı bandrollü, çok iyi sayılamayacak toplamaalbümler için bile bandrol basıldı ve bir şekilde dağıldı bu albümler.Şimdi insanlar kendi çaplarında albümler basıp dağıtmak için mücadeleveriyorlar ama basıp dağıtılan albümlerle alakalı onlarca sorun çıkıncaister istemez internetten albüm vermeye devam ediliyor. Bu işinbirazcık daha ete kemiğe bürünmesinin vakti geldi. Gerekli imkânlarsağlandıkça, beraber hareket edip şahsi münakaşaları bir kenara bırakıpbu kültür için mücadele ettikçe bu sorunlar da aşılmaz sorunlar değil,inşallah da aşılacak. Sarhoş Palavraları ve NahoşNidalar" albümünde Hakan Günday'ın kitaplarından etkilendiğinibelirtiyorsun. Hatta kullandığın Kayra ismi, yazarın "Kinyas &Kayra" kitabından esinlenilerek alındı sanırım -yanılıyorsam düzeltlütfen-. Seni hayatın Kayra'sı olmaya iten sebep neydi? Neden Kinyasdeğil de Kayra oldun? Evet, Hakan Günday'ın"Kinyas ve Kayra" romanındaki Kayra karakterinden esinlenerek Kayra'yıkullanmaya başladım. Hakan Günday'ı, Ahmet arkadaşım sayesindeüniversitenin ilk senesindeyken tanıdım. O zaman ciddi manadaetkilemişti beni, tüm kitaplarını okudum. Kinyas ve Kayra'nın ayrı biryeri olduğu için o romanı Gına-İfade Derdi albümü kaydettiğimiz senebir kez daha okudum ve Kayra'nın düşündükleriyle, ettiği laflarla benimo dönem düşündüklerim çok benzer şeylerdi. Romandan aldığım izlenimkadarıyla Kayra mutlu bir son ya da herhangi bir sonu beklemeyi tercihetmedi, edecek hali, dermanı kalmamıştı çünkü bir insanındüşünebileceği en maksimum düzeyde düşünmüş haddinden fazlahırpalanmıştı. Üniversitenin son senesine başlamanın arifesinderomandaki Kayra ile bir daha karşılaşmak, Kayra gibi düşünmenin zorluğuaz buçuk tatmış olduğunu sanmak ve hayatın insanın gözünde iyiden iyiyebüyümeye başladığı zamanlardan birini yaşıyorken, Kayra’nın sonunu birkez daha görünce dedim ben de Kayrayım. Birazcık toyluk, birazcık kötübir sene yaşıyor olmak, biraz da okulun bitmesinin yaklaşmış olmasıvesilesiyle hayatın gözümde büyümesi, Kinyas gibi hayatı yenidentoparlanmaktansa Kayra olmayı bana tercih ettiren sebeplerdi. Çok fazlaşey var bu kitapla alakalı konuşulabilecek, bu güzel soru içinteşekkürler, Ahmet’e de selamlar.  Gınagrubu altında çıkardığın albümlerde bazı siyasi içerikli parçalara imzaattın. Keza diğer albümlerinde de bu durumu hissettik. Şarkılarındakibu eleştirel söylemleri hangi maksatla yapıyorsun? Gelecekte yine butip parçalar dinleyebilecek miyiz senden? Kendimdenbiliyorum müziğin, sinemanın, edebiyatın bir insanı ne denli etkileyip,dünya sorunlarına, ülke sorunlarına ne denli duyarlı hale getirebilecekkıvama ulaştırdığını. Misal Kazım Koyuncu hem kendi albümlerinde hem degrubu Zuğaşi Berepe'nin albümlerinde beni fazlasıyla etkileyip olaylarabambaşka şekilde bakmamı sağlamıştır. Keza Baskın Oran, Yıldırım Türkergibi isimler yazdıklarıyla aynı şekilde etki bırakmıştır üzerimde. Bunugörünce insan diyor neden biz de bir kişiye olsun düşündüklerimiziaktarıp dünyanın daha güzel bir yer haline gelmesine katkıdabulunmayalım. Kimisine göre ben şu an fazla sıradan laflar ediyor veboşa kürek çekiyorum ama yaşadığım yer olan Karabük'te konserlerdekonuştuğum yaşça benden küçük arkadaşların ülke sorunları hakkındaettiği yüzeysel olmayan, genel geçer fikirleri savunup sözde bilinçligözükme kaygısından uzak laflarını görünce diyorum ki daha çok uğraşıp,daha güzel şarkılar yapıp daha çok kişiye ulaştırmalıyızdüşündüklerimizi çünkü anlayan birileri var. Sonuçta Gına’nın,Farazi’nin bir yerlerde namının yürümesinden ziyade müziklerindeanlatılanların daha iyi anlaşılması ve bu sayede en azından bir şeylereduyarlı, kitlelerce kabul görmüş, yüzeysel ve "başa dert açmayacak"fikirleri savunmaktansa sürekli düşünerek, araştırarak, fikir üreterek,dünyayı daha yaşanılır bir yer haline getirmeye çalışan insanları buluponlara bir şeyler katmak asıl maharet. İleride kesinlikle bu minvaldeşarkılar gene olacak çünkü bizim şahsi sorunlarımızdan öte çok dahaönemli meseleler var üzerinde konuşulması gereken. Anlaşılmamaktan yada yanlış anlaşılmaktan korkmadan bir şeyler yapmalı, bir gram dahiolsa katkıda bulunmalıyız daha yaşanılabilir bir dünyanın oluşması için. İleriye dönük olarak Türkçe Rap'e, müziğinle kazandırmak ve katmak istediğin değerler neler? En genel şekliyle söylemek gerekirse underground mevzusunun daha iyianlaşılması için yapılabilecek ne varsa yapmaya gayret göstermekdiyebilirim. İsimlerden öte asıl olayın şarkılarda anlatılanlarolduğunun anlaşılması için, dillere pelesenk olmuş "saygı"nın hakikimanada yaşanması için, müziğin asıl işlevinin lüzumsuz rekabetolmadığını gösterebilmek için elimden ne gelirse yapmaktır amacım. Bunaek olarak, eğer varsa bizleri dinleyen ve ileride bu işi yapacak yaşçabizden küçük arkadaşlara, rap yapmanın belli kalıplar dâhilindeolmasının şart olmadığını gösterecek, müzikal manada olaylara farklıyerlerden bakabilmelerini sağlayacak şarkılar yapmak. Okuyucularımızı http://www.myspace.com/ginatr adresine yönlendiriyoruz ve çok teşekkür ediyoruz röportaj için. Son söz senin? Banakendimi ve müziğimizi daha net şekilde ifade edebilme fırsatınıverdiğiniz için çok teşekkürler.Alt kültürlerin yaşaması ve sesini dahageniş alanlarda duyurabilmesi için verilen mücadelede hem sizlere hembizlere çok fazla yük düşüyor ve bizler beraber hareket edipbirbirimizi daha iyi anlama yolunu seçtikçe işler daha güzel olacakumarım. (Kaynak: Reset! Magazine)
Powered by  | | English | | Albanian | | Arabic | | Bulgarian | | Catalan | | Chinese | | Croatian | | Czech | | Danish | | Dutch | | Estonian | | Filipino | | Finnish | | French | | Galician | | German | | Greek | | Hebrew | | Hindi | | Hungarian | | Indonesian | | Italian | | Japanese | | Korean | | Latvian | | Lithuanian | | Maltese | | Norwegian | | Polish | | Portuguese | | Romanian | | Russian | | Serbian | | Slovak | | Slovenian | | Spanish | | Swedish | | Thai | | Turkish | | Ukrainian | | Vietnamese |
|
|
|
|
Friday, October 03, 2008
 |
Üniversitenin son senesinde, kampüste avere avere dolantıktan sonra odaya gitmeden ''Şok''tan aldıklarım elimdeyken herhangi biri arkamdan ''hoop gözlük'' diye bağırsa bakardım. Sonra ''Seneye Karabük'te yaşayacaksın'' dese, ''La,yörü git'' der elimdeki bir küfe patatesle yurda döner ''Seneye ne bok yiyecez'' derdim, Hulusi patatesleri kızartırken. Bunu derdim ama hep haritanın doğusunda bir ilde, ilçede, köyde göreve başlayacağımı düşünürdüm. Olmadı. Şaka maka Karabük'te bir iş buldum, orada yolumu bulmaya başladım. Ama kafama öyle bir kazınmıştı ki tek başıma herhangi bir yerde yaşamak, elbet Karabük'ten gidecem derdim. Gidemedim. Gidemeyeceğimi düşündükçe daha çok düşündüm. O ara ''Sarhoş Palavraları ve Nahoş Nidalar'' çıkmış hatta Farazi bana yeni albüm için beatler yollamaya başlamıştı. Ben de paso yazıyordum bu beatlere. Sonra bir akşam bir baktım ben bu yazdıklarımı komple bir hikayeye çevirebilirim. Karar verdim. Yakınımdakilere anlattım hiçbiri de ''Aslansın, kaplansın, yaparsın'' demedi. İyi ki de demedi. Sırf o ''herhangi bir yerde, tek başıma yaşamaya başlamak'' düşüncesinden yola çıkarak kendi çapımda albümün yazımıyla boğuşmaya başladım ve ilk anda fark ettim ki bu albüm serinin ilk albümü gibi olmayacaktı. İlk albümde karakter analizi yapma, mekan tasviri yapma gibi zorunluluklar yoktu. Ayrıca yine ilk albümden farklı olarak ''Bekar Evinde Kör Sinekler''de hem tüm şarkıların birbirleriyle bağlantılı olması için hem de her şarkının ayrı ayrı anlam taşıyabilmesi için uğraşıldı. Evet, serinin ilk albümünde de ''storytelling'' mevzulu şarkılar ağırlıktaydı ama orada genellikle durum hikayeleri vardı, olay hikayeleri pek yoktu. Olaylar dışında şeylerden bahsedip herhangi bir durumu, olabilecek en geniş şekliyle anlatmaya kasıyordum. ''Bekar Evinde Kör Sinekler''deyse işleyiş farklıydı. Bu albümde durum olması için olay lazımdı, olay olması için karakter lazımdı,mekan lazımdı ve işin meşakatli kısmı da hepsini bir albüme sığdırmaktı. Bu sebeple bu albümde hem olaylar hem durumlar beraber ilerledi çoğu şarkıda.(misal horoz dövüşlerinde kanlı çizmeler). Üzerine basa basa, üzerini eze eze söylemek isterim ki bu albüm serinin ilk albümüyle kıyaslanası bir albüm değildir. Neden? Çünkü ilk albümde 11 ayrı şarkıda kimbilir kaç farklı şeyden dem vuruldu ve şarkıların kendi içinde ''olaysal'' kısıtlaması yoktu. Albümdeki sound da istediği şekilde ilerliyordu ama ''Bekar Evinde Kör Sinekler''de sounda göre olayların gelişimi yaşandı. Her şarkının belli olaylarla kısıtlı kalması gerekti. Yani demem o ki iki albümün konsepti birbirine çok yakın gözükse de birbirinden her anlamda tamamen farklıydı. Bu sebeple bu albümü dinleyecek herkesten ricam bu albümü kendi konsepti içinde, kendi üslübuyla, tek başına değerlendirmeleridir. Bu dediğimi biraz daha açıp örnek vermek gerekirse, ''Bekar Evinde Kör Sinekler''in içinde de var ''Raylarında Şehrin'' , ''Çatımda Radyolar'' , ''Sarı Bıyıktan Öfkeler'' tadında şarkılar ama bu albümün kendi konseptine uygun şekilde var. ''İlk albümde böyle yapmıştık, şimdi de böyle yapalım'' fikriyle değil de bu albümde tamamen farklı bir mevzuya dalalım fikriyle yapıldı bu albüm. Bunu yaparken, albümü dinleyecek kişilerin de albümdeki işleyiş hakkında fikir yürütmeleri ufaktan da olsa planlandı. Yani o kadar da hazır lokma olmasın istendi. Bazı şeyler kurgusal plandan uzaklaşılmadan albümü dinleyenlerin hayal gücüne bırakıldı.(misal, bir günlük öldürün beni) Albümün lyrical manada içeriğiyle alakalı diyebileceğim koliyle şey var ama zaten uzun uzun yazdık daha fazla kafa şişirmeyelim durduk yerde. Yeter ki yukarıda bahsedilen noktalar es geçilmesin yeter. Ayriyetten, ben çok gerildim bu albümü ''Merakla bekliyoruz'' diyen bir kişi bile görünce. Bu beklenti hadisesi beni baya gerdi, albüm planlanan tarihte çıkmadıkça da daha çok gerdi. Çünkü bugüne dek -hayatın genelini baz alırsak- hiçbir kimsenin benim içinde yer aldığım herhangi bir şeyden beklentisi olduğunu hatırlamıyorum, alışkın olmadığım için de gerildim. Bu gecikme için tek sebep: Bu işten beş kuruş kazanmasa da bu işi icraa etmeye çalışan tüm arkadaşların yaşadığı sorunlar.(daha fazla dillendirmeye gerek yok.) Klip eğer dün akşam hazır olsaydı, dün akşam çıkacaktı albüm ama ufak bir sorun oldu ve albüm haftaya kaldı.(ben de dün öğrendim.) Haftaya hiphoplife.net üzerinden albüm yayınlanacak. İnşallah istediğimiz gibi olur da bunca beklemeye, koşturmacaya ve her şeyden önce albümü merakla beklediğini söyleyen herkesin sabrına deyecek bir albüm yapmayı başarmış oluruz. Karabükspor'u Süper Lig'de görmek dileklerimle. Forza Karabük, Forza Livorno Kayra
Powered by  | | English | | Albanian | | Arabic | | Bulgarian | | Catalan | | Chinese | | Croatian | | Czech | | Danish | | Dutch | | Estonian | | Filipino | | Finnish | | French | | Galician | | German | | Greek | | Hebrew | | Hindi | | Hungarian | | Indonesian | | Italian | | Japanese | | Korean | | Latvian | | Lithuanian | | Maltese | | Norwegian | | Polish | | Portuguese | | Romanian | | Russian | | Serbian | | Slovak | | Slovenian | | Spanish | | Swedish | | Thai | | Turkish | | Ukrainian | | Vietnamese |
|
|
|
|
Thursday, February 14, 2008
 |
2003 yilinin yaz aylarinda kurulan Karabük çikisli grup Gina'dan Kayra ile Istanbul'dan Farazi geçtigimiz haftalarda çikardiklari "Sarhos Palavralari ve Nahos Nidalar" isimli albümleriyle oldukça dikkat çekti. Biz de bu albümün ayrintilarini konusmak adina ikili adina Kayra ile bir söylesi gerçeklestirdik. Röportajin devaminda albümde de yer alan "Sabahla Otogarda Yakabogaz" isimli sarkinin Farazi tarafindan yapilmis Remix'ini indirebilirsiniz... Dogum Lekesi albümünden sonra uzun bir süre ses alamadik senden. Herkes Gina'dan albüm beklerken birdenbire karsimiza farkli bir konseptle ve farkli bir isimle birlikte çiktin. Nereden çikti bu ortak albüm fikri? Farazi ilk çalismalarindan beri takip ettigim bir beatmaker ve albüm fikri ortaya çikmadan önce az çok tanisikligimiz vardi. Eylül ayinda düzenlenen "Hiphoplife Freestyle King" organizasyonunda yüz yüze konusma firsati bulduk ve birlikte farkli çalismalar yapabilecegimizin iyi bir deneyim olacagina karar verdik. Önceleri sadece birkaç parça hazirlayip nete vermeyi düsündük. Fakat sonradan is ciddilesmeye basladi. Ben kafamdaki düsünceleri Farazi'ye aktardim o da fikirlerime gayet olumlu yaklasti. Baslarda sadece 1-2 parça yapariz diye basladigimiz olay 4 aylik yogun bir çalisma sonucu albüme dönüstü. Peki Bitap bu durumu nasil karsiladi? Sonuçta o da bir beatmaker ve senin grup arkadasin. Piyasamizdaki olaylar da gözler önünde. Bu albümden dolayi aranizda bir fikir ayriligi veyahut bir sürtüsme çikti mi? Bitap benim çocukluk arkadasim ve ön planda olmak, tek olmak gibi dertleri olan, kompleks sahibi bir kimse degil. Farazi'yle albüm fikri ortaya çikinca bu fikri ilk onunla paylastim. O da benim açimdan çok iyi olacagini, sonuçta baska beatmakerlarin elinden çikan beatlere okumamin benim için büyük bir arti saglayacagini söyledi. Albüm kayitlari ilerledikçe albümün düzenlemelerinden tutun, scratchlerine kadar her seyiyle ilgilendi. En az Gina albümleri kadar ugrasti bu albüm için de. Sonuç olarak üçümüzün arasinda çok iyi bir frekans yakalandi ve bundan sonra Kayra, Farazi, Bitap sürekli olarak ortak projelerin arasinda yer alacak. Benim için bu albümün en büyük getirisi bu oldu. Storytelling türü ülkemizde de ara ara deneniyor ancak hiçbir albümde bu kadar genis olarak ele alinmamisti. Gina albümleriyle kiyasladigimizda Kayra'nin farkli bir lirikal soluk yakaladigini görüyoruz. Neden böyle bir degisim ihtiyaci hissettin? "Ifade Derdi" albümünün kayitlari bittikten sonra okul sebebiyle Ankara'ya dönmüstüm ve o ara okul baslayana kadar yurtta bos oturmaktansa bir seyler yapayim dedim. O ara ne yazdiysam hep "Storytelling" tarzi seyler ortaya çikti. Ama üslup iyi degildi ve tam anlamiyla düzenlenmis bir kurgu yoktu ortada. Ne kadar üstüne gittiysem olmadi. Ben de daha fazla zorlama geregi duymadim ve sonra "Dogum Lekesi" için çalismalara basladik. "Dogum Lekesi"nden sonra uzun bir zaman vardi önümde ve geçtigimiz yaz kendi çapimda yaptigim kayitlarda denedim bu Storytelling olayini. Ilk yaptiklarima göre daha düzgün, daha oturakli, kurgularin daha net oldugunu farkedince artik vakti geldi dedim ve ortak albüm için masanin basindaki yerimi aldim. Yani yazayim da "Storytelling" olsun diye ugrasmadin, kendiliginden gelisti öyle mi? Tabiki öyle laf olsun, sirf farklilik olsun diye ugrasmadim. Öncelikle benim uzun zamandir yapmak istedigim bir seydi ve belli bir olgunluga gelene kadar bekledim. Artik kafamdakilerin oturdugunu düsündügüm vakit de ise koyuldum. Ama su da var; olaya sadece "Storytelling" olarak bakmamak gerekir. Misal "Sabahla Otogarda Yakabogaz" parçasinda hikaye arka planda ve asil olay otogardayken aklimdan geçenler ve belli bir olayin bana etkisiydi. Yani demem o ki; bazi sarkilara bir nebze olsun "Storytelling" ögesi ekleyip anlatmak istediklerimi daha iyi aktarmama araci oldu bu hikaye anlatma mevzusu... Peki bu mevzuda basarili oldugunu düsünüyor musun? Basarili olup olmamaktan ziyade, sadece "istedigimi yapabildim mi, yoksa yapamadim mi ?" sorusu benim için daha önemli ve su an için istedigimi yaptim diyebiliyorum. Ancak basarili olup, olamadigima dair ciddi manada bir fikrim yok. "Sabahla Otogarda Yakabogaz"a deginmisken bir sey sormadan geçemeyecegim. Bu sarkida geçen bir cümle var ki dinleyenleri -en azindan beni- derinden etkiliyor ve düsünmeye sevkediyor... "Oldum olasi korkmusum sabahtan, bir de cinnetiyle meshur otogardan" gibi bir söylemde bulunuyorsun. "Dogum Lekesi" parçasini dikkatli dinleyenler iyi bilirler orada da söyle bir sözün vardi: "Sabahi maasa baglasam, bir seyler olsa canimi sikmasa". Bu da sarkilarinda, normal hayatindaki takintilarini sikça ele aldigini gösteriyor. Nedir sabahla arandaki bu husumet? Bilmiyorum kim için ne ifade eder, kimi ne kadar irgalar ama aksam vakti evde çalan telefon, kapi zili ve sabah gibi ciddi takintili oldugum, canimi sikan seyler var. Özellikle üniversite hayatim boyunca sabahlari uyanmak için sebepler aradim durdum, bulamadim. Ben de o yüzden uyanmamak için sebepler ürettim ve uyguladim. Yeni bir güne baslamak, hele ki beni zerre ilgilendirmeyen, sirf zoraki oldugum için pesinden kostugum isler sebebiyle -belki de hayatimdaki en leziz dakikalar olan- uykuyu birakmak canimi sikiyor. Ama güzel albümler ve Mp3 Player sayesinde bazen agzinizi açmaya üsendiginiz sabahlar bile katlanilir olabiliyor. Bu sebepten dolayi müzigi hakkiyla yapan herkese minnettarim. Takinti demesek de etkilendigin bir baska sey ise 80'li yillar sanirim. Hatta "Raylarinda Sehrin" isimli parçanizda basta geçen monolog konusmalarda "80'lere bayiliyorum, kendimi 80'lerde dogmus gibi hissediyorum" gibi bir replik mevcut. Yer yer parçalarinda 80'lere ait tablolar resmediyorsun. Mesela "Tortu" parçasini ele alirsak; bu parçayi dinleyen çogu insan, duydugum ve gözlemledigim kadariyla "yahu bu sarki çalarkan beynimde bir film oynuyor" gibi tepkiler veriyor. Bu parça özdes adiyla "retro" kokan bir 80'ler filmi gibi gerçekten de. Yesilimsi tonlarda bir film karesi, eski tahta bir ev, camin önünde bir kanepe, yerde kabarmis tahtalar ve 80lerin ünlü eski perdeleri gözler önüne seriliyor... Sen bu sözleri yazarken, bizimle ayni seylerimi düsündün ya da biz bu parçayi dinlerken senle ayni seylerimi düsünüyoruz? "Raylarinda Sehrin" sarkisinin basindaki monologlar o ara etrafimda duydugum, okudugum, izledigim ve tiksindigim muhabbetlerin bir harmanidir ve o tiksinmelerin sarkinin bir kisminda yer almasini istedim... Yani o muhabbetler bana gina getirten seylerdi ve ben de o muhabbetler parçada bir sekilde yer almali diye düsündüm. Tortu'ya gelecek olursak; yazarken benim de kafamda belli basli kareler vardi ve ben de farkli ögeler kattigim bu senaryoya kisa bir film çektim diyebilirim. Ancak ayni filmi mi izlemisiz orasi hakkinda net bir sey söyleyemem. Çünkü sarkilar yayinlandiktan sonra onu üretenden bagimsiz bir hal alir gibi bir düsünce hakim bende. Yani sarkiyi dinleyen istedigi sekilde duyar bir yerde... Sunu da ekleyeyim, bu parçayi ilk kaydettigimde kisa kaldigini ve hikayenin tamamlanmadigini düsündük. Kafamdan geçenleri daha rahat aktarmak için uzattik sarkiyi. Aslinda "Tortu" parçasi hakkinda konusulacak o kadar sey var ki... Parça içerisinde genel olarak birçok kisilik durumuna -özellikle büyük bir öfkeyle- hitap eden cümleler var. Örnek vermek gerekirse: "...bana haberler gönder... isterim ki olsun, ilkel bir yolla lütfen, çünkü telefonun sesinden arti ahizesinden tek bir fayda göremedim ...", "...çünkü sempatik bir kimse olmak adina fazla kasmadim..." ya da "...eskiden çekilmis iki adet kasetle posta kutuna benden hediyeler, Pazar sabahlarinda dinle dinle dellen..." gibi. Bunlar önce kafanda planladigin seyler miydi yoksa yasanmislik var mi? Tortu'nun genelinde hem yasanilan seyler hem de yapmak istedigim ancak cesaret bulamadigim yapamadigim ve bu sebeple birazcik "keske" dedirten seyler. Hem de bundan sonra olmasi muhtemel olaylar... Ancak saniyorum ki bir süre daha bu gidisat devam edecek ve yeni yeni "Tortu"lar türeyecek... Biraz albümden uzaklasmak istiyorum. Günümüzde iki farkli beatmakerla kapsamli olarak albüm çalismalarina giren baska bir isim yok hatirladigim kadariyla. Iki farkli beatmakerla çalismak nasil bir duygu? Belirttigim gibi, ülkemizde pek kimseye bu durum nasip olmuyor. Freebeatlerle çalisan MC'ler bile mevcut. Tarz olarak farkli iki isimle çalismanin zorluklari ve kolayliklari nedir sana göre? Söyledigin gibi, Bitap ve Farazi farkli tarzlara sahip iki beatmaker ve ikisi de islerini hakkiyla yapiyorlar. Gayet güzel beatlere imza atmalari ve bu beatleri bana teslim etmeleri beni geriyor açikçasi. Altindan kalkamayacagim gibi bir his veriyor bana... Bu zamana kadar Bitap'in beatleri disinda neredeyse kimsenin beatine okumamistim. Evde yaptigim deneme kayitlarinda bile Bitap'in eski beatlerini kullaniyordum. Farazi benim hangi beate ne yapabilecegimi çok iyi çözdügü için tarzima daha yatkin beatler yapmaya özen gösterdi ve kimi beatlerde onun tarziyla benim tarzimda ortak noktalar yakaladi. Bu açidan bakinca belli bir uyum yakaladigimizi söyleyebilirim. Ama su da var ki, bu bir geçis dönemiydi ve sancili oldu, belli eksikleri oldu. Örnegin vokallerde fazla bir çesitlilik saglayamadim. Bir dahaki albümlerde bunu en aza indirmek için çabalayacagim... Beatlerin hakkini verememe kaygini da "Muhterem Hayalet" parçasinda "...böyle beati mahvedersem, Farazi sen de affet" sözünle açikliyorsun zaten. Deginmek istedigim baska bir sey ise senin de bahsettigin gibi vokal teknigine gelen çesitli tepkiler. Sen de bu elestirileri hakli buluyorsun sanirim. Hak verdiklerim oldu kesinlikle. Ancak ifade eksikliklerinden kaynaklanan sorunlar vardi bazi yorumlarda. Yani vokalle ilgili sikintisini belli ederken o sikintinin kaynaginin ne oldugunu aktaramayanlar vardi... Özelestiri yaptigim vakit, bu zamana kadar olan albümlerimizi de baz alarak benim kulagima ilisen ses tonuyla alakali problemlerdi. Bu sanirim albümün yapim asamasinda söz yazimina daha çok agirlik vermem ve vokali biraz arka planda tutmamdan kaynaklandi. Sanirim asilmayacak bir problem degil bu, su an için... Peki bu sende, dinleyicilere duygularini tam olarak aktaramama gibi bir endise yaratiyor mu? Elimden gelenin en iyisini yaptigimi düsünüyorum. Ama sunu da biliyorum ki ayni albümü bir sene sonra dinledigimde kusurlari daha net görebilecegim. Su an için duygusal davranip albümü fazla sahipleniyoruz ama bir sene sonra çok daha sert elestirebiliriz kendimizi. Duygu aktarimi konusunda ise bahsettigim gibi elimden gelenin en iyisini yapiyorum diyebilirim. Anlattigin hikayeler ve bu hikayelerdeki karakterlerin yani sira kullandigin imgeler de oldukça farkli ve dikkat çekici. Örnegin bir sarkida Boris Vian'dan bahsederken diger sarkida Ilyas Salman'i anabiliyorsun. Bu da genis bir bilgi ve birikim gerektirir açikçasi. Sarkilari yazarken ilham aldigin bir sey var mi? Bundan önce sitenizde yayinlanan diger röportajda etkilendigimiz belli basli isimleri saymistik ve bu isimler her zaman büyük bir hürmetle andigimiz kisiler... Yer yer sarkilarda bu kisilerin adini anarak kendi çapimda onlara olan saygimi göstermek istiyorum ve bunu yaparken de elimden geldigince anlatimi kuvvetli tutmaya çalisiyorum. Bu zamana kadar okuduklarim, izlediklerim, dinlediklerim söz yazarken elbet bir sekilde etkisini gösteriyor ve çok yönlü düsünmeye, konularin çesitlilik kazanmasinda belli basli katkilarda bulunuyor.  Sarkilarinda kullandigin garip karakterlerden biri de sanirim "Sari Biyiktan Öfkeler" parçasindaki "Sari Biyik" karakteri. Bu karakter üzerinden farkli seylere deginiyorsun. Karsi tarafa yüklenmelerin kadar, yaptigin özelestiriler de dikkat çekiyor. Keza "Raylarinda Sehrin"de kullandigin "...yamuk burunlu Harry Potter'dan çakma gözlük, iste ben buyum..." cümlesi de bunu dogrular nitelikte. Bir çok insanin hayati boyunca cesaret edemedigi seyleri sen üç buçuk dakikalik parçalarda yapiyorsun. Bu olayi igne - çuvaldiz iliskisi olarak nitelendirebilir miyiz? Kesinlikle igne - çuvaldiz ikilisinin sahneye çiktigi anlar çok fazla mevcut bu albümde. Yani bir yerde insanin ne oldugunu kabul etmesi gerekli bana göre... Açik konusmam gerekirse; ben hayatin hiçbir alaninda kendine güveni olan bir insan degilim ve hangi bokun sinegi oldugumu gayet iyi biliyorum. Bunu bilip de yalandan delilik yapmak için sözlerde kendimi olmadigim gibi göstermenin ve sonra bize deger verip albümleri dinleyen bir avuç insanin karsisina normalde olmadigim gibi çikmanin bir lüzumu yok gibi... Nasil ki saga sola öfkemizi fiskirtirken çok acimasiz olabiliyorsak, kendimizle hesaplasirken veya kapisirken de ayni derecede hatta çok daha sert olmaliyiz. Elimize ne geçer bilmiyorum ama belki kendini bilen, hayattan ne bekledigini bilen insanlar olup çok daha az hayal kirikligi yasariz... Bundan önce özellikle yaptigin sert, politik parçalarla taniniyordun. Bu albümde de "Düs Pesindeyim; Düs Pesime" isimli parçada yine politika hakkindaki sert söylemlerine rastliyoruz. Hatta söylemlerin dünyada barisin bir hayal bile olamayacagina kadar variyor. Sence müzikle bu sosyal ve siyasi çarpikliklar düzeltilebilir mi? Gina "Ars Moriendi" albümünde bir skit kullanmistik. "Siya Siyabend" grubundan "Bizon Murat"in "Müzik dünyayi degistirmek için oyuncaklarimizdan bir tanesi" gibi bir söylemi yer aliyordu o skitte. Kimi zaman çok büyük hayalperestlik gibi gelse de, umutsuzluga düsülse de sanirim müzikle yapilabilecek haddinden fazla sey var ve ben de Bizon Murat'in o sözlerine katiliyorum. Müzigi kendi egolarini tatmin etmek için bir araç görmekten ziyade, içinde bulundugu zamanda yasananlari, görülmeyen, görülmemeye zorlanan haksizliklari inatla insanlarin gözlerine sokmaya çalisan, o çok bahsi geçen hosgörünün gerçek manada ne olmasi gerektigini haykiran ve inandigini söyledigi zaman "isine gelene inanmayi" kanun bellemis kimselerden gelecek yüzeysel müdahalelere müzigiyle nasil cevap verecegini bilen herkes, bugün bir yerlerde hor görülmek pahasina, itilip kakilip susturulmak pahasina belli seylerin mücadelesini veriyor ve sokulabilecek tüm çomaklar sokuluyor sokulmasi gereken yerlere... Daha önceki albümlerde Da Poet, Karaçali, Saian gibi Underground'in önemli isimlerini görüyorduk albümlerinde. Ancak bu albümde hiçbir düet bulunmuyor. Neden düet ihtiyaci hissetmediniz? Bu albümde seçilen konularin hepsinin tabani belliydi ve bu albüm önceki albümlerimize göre çok daha kisiseldi. Misal bir "Sen ve Benler" parçasinda olsun, "Dogum Lekesi" parçasinda olsun konular hep genis tabanli konulardi. Ama bu albümde durum farkliydi, her sarkinin kendine ait bir konusu vardi ve olaylarin hemen hemen hepsi oldukça sahsi seylerdi. Bu durumda kendini baskasina anlattirmak biraz garip bir durum ortaya çikaracakti. Tabi bundan sonraki albümlerde nasipse düetler olacak ve ortak fikirler yakalandikça güzel isler çikacak ortaya... Ayrica bu soru vesilesiyle bu zamana kadar bizi kirmayip, albümlerimize katkida bulunan tüm MC arkadaslarimiza tesekkür ederim. Peki yapilan düetlerin albümlerin dinlenme oranini artirdigina inaniyor musun? Mesela birkaç düet olsaydi bu albüm daha çok dinlenirdi diyebilir misin? Evet, adini herkese duyurmus MC'lerin konuk oldugu albümlere kesinlikle belli bir ragbet oldugu ortada. Bu biraz da kitlenin nitelikten çok nicelige önem vermesinden kaynaklaniyor bana göre. Yani bir yerde "marka"ya göre renk verme durumu söz konusu. Ama sunu da söylemek isterim ki albüm sahibinde belli bir isik yoksa, kendi isini yapmaktansa düetlere sirtini yaslayip belli beklentilere girmisse o albüme "Chuck D" konuk olsa dahi sonuç degismez. Bana göre bir düet sizin albümünüze getirecegi müzikal katkiyi düsünmekten ziyade, düet yaptiginiz ismin namindan faydalanmayi düsünüyorsaniz kendinizden umudu kesmissiniz demektir. Bu albümde düet olsaydi albümün niteligi açisindan ne degisirdi bilmiyorum ama bu zamana kadar gördüklerime göre bu albümde düet olsaydi albüme olan ilgi süphesiz daha fazla olurdu... Kapagin yapiminda Emrah Çildir imzasi görüyoruz ve kapakta garip bir karakter mevcut. Neyi anlatmak istiyor bize? Albüm ismi gayet açik bir isimdi ve benim kafamda bir arkadasinizla kafayi çekerken konustuklarinizin toplamini bir albüme dagitmak düsüncesi vardi. Kapaktaki karakter albümü dinleyecek olan insanlara düsüncelerini aktaracak, anilarini anlatacak bir semboldü ve kisa bir zaman yolculuguna davet ediyor insanlari. Birazcik da alkol alinan gecelerde inatla susmadan anlatan kisiyi temsil ediyordu... Emrah arkadasimiz sagolsun, kafamizdan geçenleri en güzel sekilde kapaga aktardi. Kendisine bir kez daha tesekkür ediyoruz. Bundan sonraki projelerin neler? Farazi'yle ortak albümler devam edecek sanirim... Tabiki devam edecek. Hatta Farazi simdiden diger albümler için temeli atmaya basladi. Belki "Sarhos Palavralari ve Nahos Nidalar" uzun bir seri haline gelerek zaman içinde farkli konseptlerle sekillenebilir. Zaten ilk çalismaya basladigimizdan beri Farazi ve Kayra ortakligi tek albümlük bir proje olarak düsünülmedi. Önceki sorulardan birinde söyledigim gibi; Farazi, Bitap ve Kayra bundan sonra birçok projede ayni safta yer alacak. Bu serinin disinda yeni Gina albümü için de ufaktan çalismalar basladi ama daha önümüzde uzun bir süre var sanirim albümün tamamlanmasi için. Hangi albüm önce gelir, sira ne sekilde olur bilmiyorum ama elimizden geldigince yeni isler için ugrasiyoruz... Baska albümlerde pek düetlerine raslayamiyoruz ve ayni sekilde organizasyonlarda da fazla yer almiyorsun. Bunun sebebi nedir? Ben de istiyorum baska albümlerde yer almayi... Bu benim için de güzel olur ama su var ki ögrenciyken elimde sik kayda girebilmek gibi bir imkani yoktu. Simdi kayit imkanim var ama maalesef artik belli mesai saatleri çerçevesinde hayati sekillenen biri olup çiktim. Bu sebeple kendi projelerimiz disinda bir seyler yapmaya çok fazla vakit olmuyor. Konser olayi için de ayni durum mevcut. Maalesef bir yere kipirdayamadigim için sadece Karabük'te düzenlenen konserlere çikabiliyorum. Bize ayirdigin vakit için çok tesekkür ederiz. Son olarak söylemek istedigin seyleri alalim... Evvela derinlemesine analiz ettiginiz sarkilar ve bunlarla alakasi güzel sorular için tesekkür ederim. Bunun yani sira albümü gördügü zaman indirmeye deger görüp indiren, albümün hayatlarina bir nebze de olsa renk kattigini düsünen ve üsenmeden bu röportaji sonuna kadar okuyan herkese tesekkürler... Mp3: Farazi & Kayra (of GINA) - Sabahla Otogarda Yakabogaz (Remix) Full Album: Farazi & Kayra (of GINA) - Sarhos Palavralari ve Nahos Nidalar 
Powered by  | | English | | Albanian | | Arabic | | Bulgarian | | Catalan | | Chinese | | Croatian | | Czech | | Danish | | Dutch | | Estonian | | Filipino | | Finnish | | French | | Galician | | German | | Greek | | Hebrew | | Hindi | | Hungarian | | Indonesian | | Italian | | Japanese | | Korean | | Latvian | | Lithuanian | | Maltese | | Norwegian | | Polish | | Portuguese | | Romanian | | Russian | | Serbian | | Slovak | | Slovenian | | Spanish | | Swedish | | Thai | | Turkish | | Ukrainian | | Vietnamese |
|
|
|
|
Thursday, February 14, 2008
 |
Ilk albümleri "Ars Moriendi" ile duruslarini belli edip, 2. albümleri "Ifade Derdi" ile dikkatleri üzerine çeken ve son albümleri "Dogum Lekesi" ile çogu kisinin begenisini kazanan Karabük'ten Gina grubu ile yaptigimiz röportaj simdi hiphoplife.net kalitesi ile sizlerle...
Haftalar önce 3. albümünüz "Dogum Lekesi" ile sessizliginizi bozdunuz. 3. albümünüz olmasina karsin birçok insan sizi henüz tam anlamiyla tanimiyor. Gina'nin kurulusundan ve kisaca kendinizden bahseder misiniz?
Kayra: Ben Onur. 1985 yilinda Karabük'te dogdum.2003 yilinda Hacettepe Üniversitesi, Ingiliz Dili ve Edebiyati bölümünü kazanip Ankara'ya yerlestim. Geçtigimiz ay içerisinde mezun olup Karabük'e döndüm. simdi göreve baslamak için KPSS sonuçlarini bekliyorum.
Bitap: Adim Doganay. Ben de 1985 yilinda Karabük'te dogdum. 2004 yilinda okul sebebiyle Istanbul'a geldim. su an hala Marmara Üniversitesinde Aktüerya bölümünde ögrenciyim. Ginanin kurulusuna gelirsek, Onurla çocukluktan beri arkadasiz aslinda ama rap konusunda bir araya gelmemiz lise yillarina dayanmakta. O zamanlar yaptigim beatleri Onur'a dinlettim. O ufaktan ufaktan onlara söz yapmaya basladi. Böyle yavastan bir seyler ortaya çikmaya basladi ve Gina adi altinda o zamandan çalismaya karar verdik.
Ilk albümünüz "Ars Moriendi"den son albümünüz "Dogum Lekesi"ne kadar neler degisti?
Öncelikle "Ars Moriendi"yi kaydederken kullandigimiz teknik donanim hiç yeterli degildi ve albüm sadece Karabük'teki rap namina bir seylerin baslamasina yönelik bir çalismaydi. Karabük'te belli bir ortam olustuktan sonra biz de artik daha akli basinda, daha bilinçli ve teknik açidan biraz daha genislemis sekilde üretmeye basladik. Aslinda aradan çokta zaman geçmemis olmasina ragmen dinleyiciden aldigimiz tepkilere göre kendimizi gelistirmek için çaba gösterdik ve "Ifade Derdi" ile "Dogum Lekesi" albümleri için gerekli zemin olustu.
"Dogum Lekesi"ne gelen tepkiler nasil? Albüme gösterilen ilgi beklediginiz düzeyde mi?
Gerek forumda okuduklarimiz olsun, gerek myspace vasitasiyla gelen mesajlar olsun bizi oldukça tatmin etti. Ikimiz ayri sehirlerde oldugumuz için albümün kayit süreci çok kisitli bir zaman zarfinda gerçeklesti. Bizim bu yüzden çekindigimiz noktalar vardi, kafamizda soru isaretleriyle albümü yayinladik. Buna ragmen gelen tepkiler oldukça olumluydu ve bu da bizi oldukça memnun etti.
Albümleriniz gerek sert, gerek duygusal ve gerekse politik sözler barindirmakta. Ancak sizden su ana kadar bariz bir diss görmedik. Gina dissi sevmeyen bir grup mu?
Bizim rap ortamindan tanidigimiz pek fazla kimse olmadigi için bugüne kadar birileriyle herhangi bir sorunumuz olmadi. Bugüne kadar olmamis olmasi, bundan sonra olmayacagi anlamina gelmez. Çünkü ortada hiçbir sebep yokken rastgele birisi çikip tanimadigi bir insana rahatça diss atabiliyor. Eger biz de böyle bir duruma maruz kalirsak o an için gereken ve dogru buldugumuz neyse onu yapariz. Yani Gina durduk yerde kimseye diss atacak bir grup degil.
Türkiye'de sadece beatle ugrasan ender isimlerden birisi Bitap. Beat anlaminda ülkemiz sence yeterli durumda mi? Sence Türkiye'de beatmakerlarin durumu nedir? Senin begendigin yerli beatmakerlar kimler?
Oldukça iyi beatmakerlarimiz var. Kimi zaman dünya piyasasina kafa tutacak isler çikiyor ama teknik anlamda yeterli oldugumuzu düsünmüyorum. Bu isi yeni yapmaya baslayan arkadaslarimizin birçogu gerekli bilgileri edinmekte zorluk çekiyorlar. Begendigim yerli beatmakerlar Karaçali, Saian ve Da Poet.
2. albümünüz "Ifade Derdi"nde "Çiçek Abbas" filmindeki atisma sahnesini kullanmistiniz. Bu albümde de "Sahibim Yok" isimli parçada bolca Türk Filmlerinden skitler kullanmissiniz. Bu da dinleyiciler tarafindan oldukça begenildi. Bu konudaki görüsünüz ne? Ileriki albümlerde de bu gelenek devam edecek mi?
Zaten skitler'de kullandigimiz replikler birçogumuzu hala güldürmeyi basaran filmlere ait. Bu filmler de birçogumuzun hayatinda önemli bir yer kapladigi için parçalarda yer verince dinleyicinin hosuna gitti. Türk filmleri de grubu etkiledigi için bu skitlerin bizi daha iyi yansitacagini düsünerek bunlari kullandik ama begenildi diye, her albümde bu tarz skitler bulunmak zorunda degil. Yeri geldikçe ve parçanin genel konseptine uydugunu düsündügümüz zaman yine bu tarz skitler yer alabilir.
Son albümüyle birlikte Gina artik süphesiz Underground'da önemli bir yer edindi. Ileride bir bandrollü albüm görebilir miyiz Gina'dan?
Bandrollü albüm için oldukça erken oldugunu düsünüyoruz. Her seyden önce böyle bir sey için ikimizin ayni sehirde bulunmaya baslamasi lazim. Tabi gerekli kosullar saglanir ve biz de kendimizi yeteri kadar gelistirebilirsek neden olmasin. Bize gelene kadar daha çok isim var ve insallah onlarin albümlerini raflarda görürüz.
Karabük'te yasamanizin Rap açisindan getirdigi zorluklar neler? Karabük halkinin Rap müzige karsi tepkisi nasil?
Rap dinlemeye basladigimiz yillarda çok zor oluyordu. Albümler geç gelirdi veya hiç gelmezdi. Ilerleyen yillarda bu sorun asildi fakat bu sefer de bir seyler üretmeye basladigimiz zaman envai çesit zorluk bas gösterdi. Sanirim bu isi Istanbul disinda üreten birçok kisinin yasadigi sorunlardi bunlar ama insanin sevkini ciddi anlamda kiriyordu. Her seyden önce rap dinleyen tanidiklariniz çok az oluyor ve kayitlariniz hakkinda yorum alamamak, ileride kaydedecekleriniz için zorluk teskil ediyor. Fakat gerçekten bir seyler basarmak istiyorsaniz bunlar bir yerden sonra hava civa ikilisi haline gelip çikiyor. Biraz sabir ve hirsla isler yoluna girebiliyor. Karabük halkinin rap müzige olan tepkisine gelirsek, su an Karabük'te her sey çok iyi. Belli bir rap kitlesi var ve saygi kavramina sadece lafta inanmiyorlar; bunu uyguluyorlar da. Karabük halkinin rap'e karsi böyle öyle abes bir ön yargisi yok. Kimseden duymadik giyinisi sebebiyle dayak yedigini falan ama tabii ki her yerde olan laf atma tarzi olaylar burada da var.
Dünyadan Rap'i çok yakindan takip ettiginizi biliyoruz. Sizce bizim piyasamizla yurt disindaki Rap piyasasi arasindaki farklar neler?
Öncelikle en önemli fark dinleyicide gözüküyor. Yurtdisinda dinleyiciler deger verme kavramini her anlamiyla gösterebiliyorlar. Begendikleri, kendilerini anlattigini düsündükleri isimlerin çabalarini bir sekilde karsiliksiz birakmiyorlar. sehirlerine geldiklerinde konserlerine gidiyorlar, albümleri çiktiginda albümlerini aliyorlar. Yani sadece lafta kalan bir dinleyicilik olmuyor. Birçogu donanimli ve iyi bir dinleyici olmanin gerektirdigi nitelikleri tasiyorlar.
Gina'nin gelisiminde etkili olan kisi ve isler neler mesela? Yazar, müzisyen veya belli kitaplar, filmler var mi?
Birçok olaydan ve kisiden etkilenmisizdir ama böyle bir soru soruldugu zaman ilk aklimiza gelenler Hakan Günday özellikle Kinyas ve Kayra romani, Zeki Demirkubuz, Umut Sarikaya, Jedi Mind Tricks özellikle Visions Of Gandhi, Leonard Cohen, eski Türk filmleri, Charles Bukowski, David Fincher, Sage Francis.
Albümlerinizde Zemin Kat etiketi dikkat çekiyor. Zemin Kat nedir?
Karabük'te konserler, partiler hep bir okulun zemin katinda olurdu. Zamanla orasi zemin kat diye anilmaya basladi. Rap ile ilgilenen arkadaslar için orasi bir bulusma mekani haline geldi. Bir arkadasimiz da albümlerdeki zemin kat logosunu yapti. Biz de bunun üzerine orasiyla olan duygusal bagimizdan dolayi logoyu albümlere koymaya basladik. Yani Zemin Kat hiçbir zaman bir tayfa, grup olmadi.
Son olarak söylemek istediginiz bir sey ve Hiphoplife üyelerine bir mesajiniz var mi?
Bugüne kadar ön yargiyla yaklasmayip bizi dinleyen herkese tesekkürler. Hiphoplife.net üyeleri bu sitenin kiymetini bilsinler ve kendilerini gelistirmek, donanimlarini arttirmak ve gerek dünyadan rapi gerekse Türkiye'deki piyasayi takip etmek için Hiphoplife.net'e mutlaka sahip çiksinlar. Full Albüm: GINA - Dogum Lekesi Full Albüm: GINA - Ifade Derdi

Powered by  | | English | | Albanian | | Arabic | | Bulgarian | | Catalan | | Chinese | | Croatian | | Czech | | Danish | | Dutch | | Estonian | | Filipino | | Finnish | | French | | Galician | | German | | Greek | | Hebrew | | Hindi | | Hungarian | | Indonesian | | Italian | | Japanese | | Korean | | Latvian | | Lithuanian | | Maltese | | Norwegian | | Polish | | Portuguese | | Romanian | | Russian | | Serbian | | Slovak | | Slovenian | | Spanish | | Swedish | | Thai | | Turkish | | Ukrainian | | Vietnamese |
|
|
|
|
Saturday, January 19, 2008
 |
Bu aksam itibariyle albüm peydah oldu.. üç bira alip karabük'ün çamlik denen mekaninda albümü adam gibi dinleyeyim dedim ama ne mümkün.. tam "raylarinda sehrin" bitti bitecek etrafimi köpekler sardi.''host'' dedim birine iplemedi..bir tane daha geldi yanima ona diyemedim bir bok..yemedi büzzük.. dedim bu raylarinda sehrenin sonuna keske it, kus sesi falan koyaydik.. biralar bitti, parmaklar dondu,albüm bitti..eve dogru yola koyuldum..parkta bir sigara içeyim dedim.. o ara ''üç kitap ve naralar'' sarkisi basladi mp3 player da.. tesadüf mü kader mi bilemedim, bana ''pal sokagi çocuklari''ni hediye eden ''hale abla'' parktan geçti.. ellerini öpesim geldi geri çekildim zira les gibi kokuyordum.. sanirim bu albüm benim için çok mühimdi.. oldukça siradan geçmesini bekledigim 3-4 ayi manali hale gettirdikleri için farazi ve bitap ikilisine ne kadar tesekkür etsem, yalakalik etsem az..(umarim utandirmadim sizi)
Tesekkür etmem gereken belli isimler var:öncelikle ögle aralari aç gezip, üç bes kenara ata ata mis gibi ekipmanlari ayagimin altina seren resepsiyon (lazra, ariza, kalemdar, habitat) grubuna sonsuz hörmetler.. her karabük ziyareti esnasinda sikilsalar dahi beni dinleyen sirayet ve sür sefa'ya.. yilbasi aksaminin sonunda beni dinlemek eziyetine katlanan o leziz insana... bozkirin göbeginde beni dört sene (hala dinliyorlar) boyunca dinleyen komazo & fiend united (noize against), tunkaf, dogu arkadaslarima bana katlandiklari için ne kadar hörmet etsem az.. (servis varsa o da uyar).. bunun yanisira tamamen tesadüfen tanistigim ve abidik gubidik hayatimin mühim bir yerine oturan Deniz Çavdar'a bir yagli bilek kivaminda tesekkürler.. arti bu zamana kadar bizi kirmayip ayni sarkilarda beraber dert anlatma lütfunda bulunan her mc arkadasima tesekkürler.. karabükspor'u bir üst ligde görmek dileklerimle...
KAYRA
Powered by  | | English | | Albanian | | Arabic | | Bulgarian | | Catalan | | Chinese | | Croatian | | Czech | | Danish | | Dutch | | Estonian | | Filipino | | Finnish | | French | | Galician | | German | | Greek | | Hebrew | | Hindi | | Hungarian | | Indonesian | | Italian | | Japanese | | Korean | | Latvian | | Lithuanian | | Maltese | | Norwegian | | Polish | | Portuguese | | Romanian | | Russian | | Serbian | | Slovak | | Slovenian | | Spanish | | Swedish | | Thai | | Turkish | | Ukrainian | | Vietnamese |
|
|
|
|
Tuesday, September 25, 2007
 |
Category: Blogging
Uzun sureli kesismelerimiz, sac cekip kacmalarimiz, telefonla caldirip kapatlarimiz ve benzeri hareketlerden sonra ulkemizin alasimli olusumu "tr self confusion" bunyesine katilmis bulunmaktayiz. Kadim dostumuz afilli delikanli saian s.s. in myspace sayfasinda yazdigi uzere bundan sonra "Tr Self Confusion" catisi altinda ayni fikir ve mucadele birligi icerisinde, hiyerarsiden uzak, magazinel duruslara burun kivirarak calismalarimiza devam edecegiz. Cumleten hayirli ve ugurlu olsun.
Powered by  | | English | | Albanian | | Arabic | | Bulgarian | | Catalan | | Chinese | | Croatian | | Czech | | Danish | | Dutch | | Estonian | | Filipino | | Finnish | | French | | Galician | | German | | Greek | | Hebrew | | Hindi | | Hungarian | | Indonesian | | Italian | | Japanese | | Korean | | Latvian | | Lithuanian | | Maltese | | Norwegian | | Polish | | Portuguese | | Romanian | | Russian | | Serbian | | Slovak | | Slovenian | | Spanish | | Swedish | | Thai | | Turkish | | Ukrainian | | Vietnamese |
|
|
|
|