MySpace
myspace music


in between



Last Updated: 11/16/2009

Send Message
Instant Message
Email to a Friend
Subscribe

Status: Single
City: izmir / turkey
Country: TR
Signup Date: 3/7/2005
Monday, May 14, 2007 
ocak ayinda basatap dergisinde yayinlanan röportaj...

Müzik denilen hayvan...

Aslolan sestir ve sanat, hayal gücünün bir numarali katilidir. In Between, içgüdünün kendisine ve sesin yirticiligina gönül vermis bir grup hayalperesttir.
Müzikteki çesitlilik, etkilesimler, ya da farklilasma egilimleri müzige ulasmanin kolaylasmasiyla dogru orantida yükselebiliyor. Nasil Peyote'de kendi bestelerini çalan gruplar çiktigindan beridir sahnede farkli sound'lara sahip birilerini görmek biraz daha olasiysa, insanlarin müzikal anlamda egolarinin gerçek sahneye göre minumumda seyrettigi myspace semalarinin da hayatimizi müzikal anlamda renklendirdigini söylememiz yanlis olmaz!

Su anki kadrosu Emre Aksoy, Murat Can, Berke Üstünkök ve Çagdas Ortan'dan olusan, aslinda 2001 senesinde temelleri atilan ve bugün geldigi noktaya baktigimizda henüz çok da benzerini göremedigimiz tatta performanslar sergileyen In Between ise bu sözümüz ona 'Alternatif Türk Hareketi'nin en özel gruplarindan biri! Gitar, davul, bas ve midi-tuslarini isterik vokal partisyonlariyla sekillendirdikleri, kural ve gösteristen ziyade, egolari sifirlayarak 'özler'e dönme hususu üzerine gittikleri müzikleriyle ayinsel bir atmosfer yaratan grup; son bir kaç ayda Istanbul'da verdikleri konserlerle dikkatleri üzerine çekti. In-Between'in hali hazirda varolan "heyecan verici" yan ve solo projelerine ise grubun myspace linkin'den ulasabilirsiniz! www.myspace.com/inbetweenband

bstp: Hikayeyi bastan alalim. Müzik yapmak için ne zaman bir araya geldiniz ve olaylar nasil ilerledi?

Murat Can: 2001 yilinda Emre ile tanistik ve bana evde gitarla yaptigi kayitlari dinletti. Sonra Cenk diye bir serseri girdi aramiza. Üçümüz bu kayitlari temel alarak sarkilari sekillendirdik. Bas gitar eksigi Çagdas ile kapandi ve 2003'te bir demo yayinladik. Sonrasinda Cenk gruptan ayrildi (fakat sonrasinda kayitlarimizi yaparak bize çok yardimi oldu). Tek elektrik gitar, bas gitar ve davul devam ettik bir süre. O siralarda Türkiye ve yurtdisindan gruplarla splitler, bir seyler yayinladik. En sonunda da -gecikmeli de olsa- bu sene Berkecik midi klavyesiyle birlikte aramiza katildi. Inanilmaz bir adam!

bstp: In Between olarak basladiginiz ve hayalini kurdugunuz sey tam olarak bu muydu?

Murat: In Between -iyi veya kötü, ileri veya geri- sürekli degiskenlik gösteriyor. Firdöndü misali savruluyoruz. Do It Yourself saçmaligi ve müzik içinde her enstrümanin olabildigi kadar serbest olabilmesi gibi bastan beri tutundugumuz seyler var fakat kaydettigimiz seylerin içerigi ve kaliplari sürekli degisim halinde. Baslarda Emre evde sarkilarin gitarlarini yazarak bir temel olustururdu, sonra stüdyoda bunlara son halini verirdik. Hepimiz için oldukça boktan bu yöntemdi aslinda çünkü kisitli seyler yapabiliyorduk. Bunun disinda stüdyoda birlikte dogaçlama yaparak olusturdugumuz sarkilar da vardi ki, bu sekilde kaydettiklerimiz içimize hep daha çok sindi. Biz de son dönemlerde bunun üzerine giderek sadece dogaçlama yapar olduk. Bu da bir geçis dönemi aslinda ve nereye gidecegini bilmedigimiz için de heyecan verici.

Emre Aksoy: Ben müzik veya sesler adina su an bulundugumuz noktadan çok memnunum. Murat'in bahsettigi zamanlardan çok daha farkli bir yerde artik In Between ve bu sürekli devinim hali bence kimyamizi da sürekli degistiriyor. Bu da bizi aslinda hayata baglayan en önemli seylerden biri. Yaratmak ve sürekli özgür bir degisim içinde bulunmak.

bstp: Ayni zamanda birçok yan ya da solo projeleriniz de var, müzikal olarak bu sevk Izmir'den kaynaklaniyor olabilir mi?

Murat: Olabilir. Izmir harika bir sehir, hiçbirimiz Türkiye'nin baska bir yerinde olmayi istemiyoruz. Bu sehrin müzigimize etkisine gelince... Biz çok disari çikmayi seven insanlar degiliz. Kaldi ki, Izmir'de sosyal ve sanatsal etkinlikler yok denecek kadar azdir. Bu yüzden bizim için yapilacak en iyi sey evde veya stüdyoda müzik yapmak. Baska bir is gelmiyor elimizden, çok sig insanlariz.

Emre: Izmir insani kendine döndüren bir sehir bence. Her seyi gözlemleyip hiçbir sey yapamamak için ideal bir yer. Bu da bizleri üretmeye sevk ediyor.

bstp Albüm yapmak gibi bir niyetiniz var mi?

Murat: Su an için Türkiye'de bandrollü albümümüzü yayinlamasini istedigimiz bir plak sirketi yok. Gerçek anlamda bagimsiz bir plak sirketimiz yok çünkü. Bu tamamiyla baska bir tartisma veya makale konusu olabilir. Belki yurt disinda yayinlayabiliriz yaptigimiz kayitlari. Onun disinda Türkiye'de CD-R ve baska formatlardaki saçmaliklari kendimiz dagitabiliriz. Saka saka, bu çok illegal bir sey. Ee ama para karsiligi yapmiyoruz bunu, bedava müzik için her sey. Bilmem ki...

Emre: Albüm denilen sey benim için yaptiginiz müzigin paketlenip bir paket çaydan farksiz bir sekilde müzik dükkanlarinda yerini almasi ve bir nevi tüketici olan dinleyiciye satilmasi. Ben açikçasi herkesin kendi ürününü kendisinin hazirlayip, ürüne yaptigi masrafi çikartacak bir ücrette veya degis tokus yaparak dagitmasinin uygun oldugunu düsünüyorum. Son ürünümüz olan "In Between & Heaven In Her Arms" split'ini yurt disinda bir çok label ve kisiye degis tokus yöntemiyle ulastirabiliyoruz. Böyle özgür, samimi ve aslinda olmasi gereken bir yöntem varken neden gerçekten bir sektör olan bir yerde bulunalim ki? Kaldi ki, bizim yaptiklarimizi da bir plak sirketinin basacagini hiç düsünmüyorum. Bu onlar için parayi sokaga atmak olur.

bstp: Myspace'den takip ettigimiz kadariyla diger projelerinizin nerdeyse hepsi noise sayabilecegimiz türden. Seslerle oynayarak ve dinleyeni zorlayarak yarattiginiz sarkilar aslinda müzikal açidan anarsik bir tavir mi? Yoksa tamamen estetik/sanatsal açidan noise tutkunu musunuz?

Murat: Nail Control, Dead Reckoning ve Broken Organ projelerimizde, hosumuza giden, istedigimiz seyleri yaparak sisen egolarimizi tatmin etmeye çalisiyoruz. Olabildigimiz kadar deneysel veya yenilikçi olmak gibi bir tavir içerisinde degiliz. Fakat anti-sanatsal ve anti-müzikal estetigin yarattigi serbest ve nihilistik yapi bize çok ilham veriyor. Sesler, bir sürü ses! Tek önem verdigimiz sey bu. Bozuk veya sakin, kulak tirmalayan veya naif. Bir sürü sesin serbest dolasimi sirasinda ortaya çikan çok güçlü bir seyi kesfettik; tüm o gürültünün, karisikligin yarattigi, fiziksel ve bilinçsel etkinin birlesimi olan üçüncü bir sey, bilinçdisi bir yogunluk. Bir sey iste, adini bilemedim. Bizim için etrafimizin o yogunlukla kaplanmis oldugu anlar tarif edilemez. Ve aman Yarabbi! Bu hissin verdigi bagimlilik, In Between'e de bulasiyor.

Emre: Sanat denilen seyin yalan oldugunu geç de olsa fark ettik son zamanlarda. Ben sahsen sanatin insan algilarini kapadigini ve otoritelerin yandasi olan bir tür din oldugunu düsünüyorum. Sesleri müzige, renkleri resimlere vb seylere çeviren, kendi egolari, sanati üzerinde olan hakimiyeti ve bilgisi ile insanlik üzerinde bir tür tahakküm sekli yaratarak ilerleyen, aslinda yillar önce sonlanan bir din. Insanligin evcillesmesi ve hayal gücünü yitirmesinde sanatin büyük etkisi var. Elitist bakis açilari, estetik anlayislari ile toplumu ayakta tutan hatta ilerlediklerini sanmalarini saglayan yasayan bir ölü!!! Üretkenligimizin en agir bastigi sey seslerle oynamak ve yön vermek. Bunu bir tavir veya tutku ile yaptigimiz bir sey olarak görmüyorum. Kendi adima artik bunun içgüdüsel oldugunu söylemek isterim. Sesler bizce konusmaktan çok daha etkili bir yöntem. Sese ses olarak bakildigi sürece kimsenin bizi dinlerken zorlanacagini sanmiyorum.

bstp: Peki bu noktada etkilendiginiz ve hayrani oldugunuz isimler neler?

Murat: Japonya noise sahnesi disinda Amerika'da 70'lerin sonundan baslayarak Smegma, Emil Beaulieau, Whitehouse ve The Haters gibi isimlerin öncülügünü yaptigi igrenç, avam bir olusum var. Sonic Youth ve özellikle Thuston Moore'un da destekledigi bu dandikligin sonraki tohumlari Double Leopards, Nautical Almanac, Hair Police, Prurient, Jessica Rylan, Magik Markers, The Skaters -ve daha bir dolu isim- gençligimizi yiyor. RRRecords, American Tapes, Volcanic Tongue, Hospital Records ve Ecstatic Peace öncülügündeki plak sirketleri de bunlarin pisligini basiyor. Son yillarda bu gürültülü akim bütün dünyaya bulasir oldu. Sanirim dönemimizin 'sanatsal' olayi bu.

Emre: Bence John Cage bir filozof. Beni düsünsel olarak çok etkiledigini açikça söyleyebilirim. Günümüzden ise Double Leopards, Hair Police, Vampire Belt, Dead Machines, Graveyards ve Axolotl ilgiyle takip ettigim projeler. American Tapes ve Fox Glove plak sirketlerinin her ürününü de takip etmeye çalisiyorum.

bstp: In Between olarak sahnede çogu zaman dogaçlama çaliyorsunuz. Sarki yazmak ve onu tekrar tekrar çalmak sizin için sikici birsey mi?

Murat: "Heaven in Her Arms" split'indeki kayitlardan itibaren dogaçlamaya agirlik vermeye basladik. Planli sekilde çalmanin, beste yapmanin karsisinda degiliz ama son dönemlerde sadece dogaçlama çaliyoruz. Yani bu harika bir deneyim; istedigimiz anda istedigimiz seye vurarak ses çikartabiliriz, sesleri acayip boktan hale getirebiliriz, on dakika hiç ses çikarmayabiliriz, davul kick'inin içine kafamizi sokup oradan vokal yapabiliriz. Bunlari yapabilme özgürlügü (ifade özgürlügü de diyorlar), yaptigimiz seyin o ana mahsus olup nereye gideceginin belirsiz olmasi bizi çok etkiliyor. Bu hep çok önemli oldu bizim için. Insanlarin yaptigimiz seyleri sevip sevmedigini bilmiyorum ama biz yapiyor ve paylasabiliyor oldugumuz için mutluyuz.

Emre: Murat'in her dedigine katiliyorum. Sarki yazip onu defalarca kusursuzca çalmaya çalismak cover yapmaktan farksiz hissettirmeye basladi bana son zamanlarda. Bana göre "anlar" en kutsal seyler. Anlarin içinde kuralsiz bir sekilde özgürce hareket ederken kendimi cidden çok ama çok iyi hissediyorum.

Çagdas Ortan: Dogaçlama gerçekten de çok rahatlatici ve müzisyenin iç dünyasini hiçbir filtreden geçirmeden dinleyiciye ulastirabildigi, çok açik ve samimi bir yöntem. Ama bulunan melodilerin unutulup heba edilmesine, kaybolup gitmesine de hiç içimiz elvermiyor. Gelecekte neler olacagini kimse bilemez. Ve açikcasi benim için beste yazip, çalmak hiç sikici bir sey degil. Aksine özel bir sey diyebilirim.

bstp: Istanbul'da da taniniyor ve seviliyorsunuz. Seyirciyi Izmir ya da Ankara ile kiyasladiginizda ne gibi farkliliklar görüyorsunuz?

Murat: Himm, saniriz pek bir fark yok. Hala insanlar birbirinden çok kopuk fakat Istanbul'da, Peyote'nin lokal gruplara ve bagimsiz müzige verdigi destek çok sevindirici. Izmir'de pek dinleyici kitlesi olmamasina ragmen arkadaslarimiz gelip bizi dinliyor. Bu bile fazla bize.

Emre: Nüfusa oranla Istanbul'da daha az insan geliyor konserlere ama bunda oradaki seçenek fazlaliginin payi da var tabii ki.

bstp: Müziginizi nasil besliyorsunuz? Müzikal olarak sizi en çok etkileyen seyler neler?

Murat: Terör, kapitalizm, fasizm, dogal olmayan felaketler, kültürler, radikal islamcilar, mezbahalar, komiklikler, sakalar. Bunun disinda kendiligindenlik ve dogaçlama, aptal dada, avant-garde, punk, D.C. hardcore, black metal, drone-noise ve diger 'bagimsiz' akimlar bizim için çok etkileyici. Nihilist ve anarko ayaklar da candir, cigerdir.

Emre: Beni en çok varolus ve evren etkiliyor sanirim. Avant-garde ve anarsizm de beni çildirtan seyler.

Çagdas: Nefret, tutku, cesaret, doga, evren, insan...

bstp: Özellikle myspace.com sayesinde artik insanlar yaptiklari müzikleri sergilemek açisindan gayet rahatlar. Türkiye'de de bizi çok sasirtabilecek çesitlilikte müzikleri bu sayede kolayca kesfedebiliyoruz. Türkiyede'ki bu cesaret verici yeni 'müzik'ler hakkinda söyleyebileceginiz neler var?

Murat: Harika, fevkalade bir sey bu! Newton'in gerçekliginde aradigi özgürlügü bulamayan Türk gençligini sanal gerçeklik kurtardi. Tabii ki inanilmaz seyler çikmiyor ülkemizden fakat yine de umut verici, klas gruplar, insanlar var. Ve gün geçtikçe de çogaliyorlar. Sanirim kendimizi ifade etmek için yanip tutusuyoruz. Yapilanlarin güzel, degerli, kalici ya da çöp olmasi önemli degil su an için, en azindan üretiyor ve birbirimize tüketecek bir seyler veriyoruz.

bstp: Bu baglamda müzik paylasiminin kolayligi ve dogal olarak müzik endüstrisi hakkinda neler söyleyebilirisiniz?

Murat: MP3'e bayiliyoruz. Asil istedigimiz plak ve kaset dinleyebilmek tabii ki ama Türkiye'de yasiyoruz ve bos yere hayal kurmanin manasi yok. Belki hiçbir zaman o küçük, sevgi ve istekle çalisan plak sirketlerimiz ve onlarin yayinlayacagi, el yapimi sirin kapaklari olan plak/CD/kaset/disket gibi ivir zivirlarimiz olmayacak ama en azindan kendimizi sanal aleme kopyalayip paylasabiliriz her seyimizi. Yine de son kertede, Türkiye'deki lokal gruplarin konser düzenleyebilmesi çok önemli. Nette yasamayacagimiz deneyimler var, bu yüzden 'bagimsiz' müzik için çaba sarf etmeliyiz.

Emre: Müzik bir haktir. Keske bedava olsa da müzik endüstrisindekiler de kendilerine yapacak daha iyi seyler bulsalar.

bstp: Ileriye dönük planlariniz var mi? Bes sene sonra kendinizi görmek istediginiz bir yer var mi?
Murat: Birkaçimiz ormanda görmek istiyor kendini, kimimiz medeniyet sonrasini düslüyor, kimimiz Afrika'da yasayip hayvanlara yardim etmeyi hayal ediyor. Kimisi var; Barcelona'da devam etmek istiyor bu hayat yolculuguna, kimisi de insanlik için hayirli bir seyler pesinde. Insanca, pek insanca.

Emre: Benim yerim ormanlar, daglar.

Ekin Üzeltüzenci