Firewater – The Golden Hour (Biyografi Türk)
O zamanlar: NYC
Firewater, 1997’nin o uzun ve sıcak yazında, Brooklyn’de bir bodrum katında doğuruldu. Depresif, meteliksiz ve de çaresiz, eski Cop Shoot Cop’un ele başı Tod A öneli bir label deal ve beleş yemek kuponlarını o zamanlar çılgın bir öneri gibi görünen bir öneriyi hayata geçirmek üzere bir kenara fırlattı: çingene ve klzemer tınılarıyla ateşlenmiş bir punk grubu. Tod 14. Sokakta bir Rus ıvır-zıvır dükkanında tozlu bir kaset ve plak kutusuna rastladı ve Doğu Avrupa ezigilerine has neşe/hüzün çelişkisine aşık oldu. Bu tarji-komik seslerin gizem ve melodramını ilk aşkı olan punk rock’ın enerjisiyle birleştirmek istedi.
Firewater’ın ilk albümü Get Off The Cross (We Need the Wood for the Fire), (Haçtan İn [Ateş İçin Tahtalara İhtiyacımız var]) çıktığı zaman eleştirmenler ve hayranlar heyecanlı ve kafaları karışık bir durumdaydılar. Basın da meraklı ve heyecanlıydı, ama satır aralarında birçok soru saklıydı. Bunu nasıl sınıflandırırız? Nedir bu böyle? Ancak, 10 yıl (ve beş albüm) sonra, Tod’un çılgın fikri artık o kadar da çılgın gelmiyor kulaklara. Gogol Bordello, Balkan Beat Box ve Beirut gibi çeşitli topluluklar, Tod’un erken maceraperestliğine borçlular. Bu arada, internet de milyonlarca insanın kulağını düyanın çeşitli yerlerinden müziklere açtı.
Firewater’ın müziği mevcut kutulara hiçbir zaman uymamıştır. Kompülsif bir gezgin olan Tod, ziyaret ettiği yörelerin hikayeleri, insanları ve müziğinden einlenmiştir. Sonraki albümler (The Ponzi Scheme, Psychopharmacology, The Man on the Burning Tightrope, Songs We Should Have Written) görünürde birbirinden çok farklı spy jazz, ska, klasik Bollywood, salsa, kabare, Meksika bandası ve Rus folk müziği gibi çok farklı tadların 100% Firewater mayası ile sonuçlanan karışımıydı.
Müzikte her tür ilginç gelişme kültürlerin karşılaşması ya da karışmasının sonucu olmuştur: Romanlar (“çingeneler”) Hindistan’dan Doğu Avrupa yoluyla göç etmekteyken Balkan müziğini etkilediler; İberik fikirler Güney Amerikan yerlilerinin tango mambo ve merenge gıbı tınılarıyla karıştı; Amerika’da Sahara “blues”u ile İngiliz folk şarkılarının evliliği rock’n’roll’u doğurdu. Bunlar birçok örnekten yalnızca birkaçı. Firewater her zaman bu tuhaf alaşımlardan beslendi.
Hiçbir numaraya bağlı kalmayan Tod, sürekli kendine ve dinleyicilerine topluluğunu müziksel olarak yeniden ve yeniden icat ederek meydan okuyor. Ne katı bir “solo projesi” ne de bir “rock topluluğu” olan Firewater, en doğru şekilde, gevşek bir müziksel ortaklık olarak tanımlanailir. Çeşitli yetenek, Firewater’ın açık kapılarından istikrarlı bir şekilde süzülmüştür. Yıllar içerisindeki üyeler Duane Denison Duane Denison (Jesus Lizard), Jennifer Charles (Elysian Fields), Oren Kaplan (Gogol Bordello), and Tamir Muskat (Balkan Beat Box) gibi isimleri içerniştir. Firewater hiçbir zaman “Daima tatmin edilmektense şaşırtılmayı tercih edecek insanlar olacaktır sanırım” gibi basit bir formüle sapmayacak.
Şimdi: The Golden Hour
2005 yılında, Firewater’dan Tod A, Orta Doğu, Hint Yarımadası ve Güneydoğu Asyada üç yıllık bir gezip öğrenme dönemine girmiş bulundu. Bundan hemen önce eşinden ayrılmıştı ve George W. Bush yeniden başkan seçilmişti; 20 yıldır evi bellediği New York yabancı ve soğuk bir yer olmaya başlamıştı. Artık müzik yapmak istediğinden bile emin değildi. “Çok depresiftim. New Yorkiun silüeti kötü bir duvar kağıdı gibi gözükmeye başlamıştı bana. Ya kendimi öldürecektim, ya da yola çıkacaktım,” diyor Tod. Sahip olduğu herşeyi depoya kaldırıp birkaç parça kıyafet ve laptopıyla New York’u terketti.
Tod’un çıkmış olduğu yolculuk, planlama aşamasında hiç hayal etmediği şekillerde yaratıcılığa teşvik edici bir biçimde zorladı. “Kara üzerinden Delhi, Hindistan, Thar Çölü ve Rajastan’dan Punjab ve Pakistan’a doğru seyahat ettim” diye anlatıyor. “Kara yoluyla Afganistan ve İran üzerinden Türkiye’ye geçerek yolculuğu İstanbul’da bitirmeyi planlamıştım.” Ancak, olaylar planlandığı gibi gelişmedi. Yolda soyuldu, ilaçla uyutuldu, nezaret altına alındı, ve daha sonra ciddi bağırsak problemleriyle karşılaşarak zayıf düştü. Gezginler Kabul’e giden yolda kayboluyorlardı. Tod’un ifade ettiği gibi “Sağlık problemleri ve sinir bozucu bir kaçırılma olasılığı yüzünden Afgan sınırındaki Kiber Geçidi’nde seyahatimi bitirmek zorunda kaldım.”
Birtek mikrofon ve dizüstü bilgisayarıyla kayıt yaparak Hindistan, Patkistan ve sonra da Türkiye ile İsrail’de çok farklı müzisyenlerin performanslarını yakaladı. Bangha ve Sufi vurmalıları, yolculuk boyunca, This Is My Life, Electric City gibi terk ettiği dünyaya dair, Borneo, Hey Clown gibi politikaya dair ve 6:45, Feels like the End of the World gibi yer değiştirmeye dair yazdığı şarkıların temelini oluşturdu. Tod’un zehir gibi nükteli zekası The Golden Hour boyunca dünyanın güzelliği ve tuhaflığını aydınlatarak parıldıyor.
Firewater’ın (ve yakin zamanda da Balkan Beat Box’un) davulcusu Tamir Muskat, beş farklı ülkeden ilginç karakterle beraber, albümde yer aldı. Yolculuklarından klipler içeren kısa bir videoda Tod seyahatini anlatıyor. Aynı zamanda, Tod’un seyahat blog’u Postcards from the Other Side of the World’da deneyimlerinin arşivi bulunabilir.
Gelecek: Yol Açık
The Golden Hour was released in April 2008 worldwide on Bloodshot and Nois-O-lution. The group will tour throughout Europe in April and May 2009, and make festival appearances worldwide throughout summer 2009. Tod is still homeless, living out of a suitcase, and he likes it that way.